Covid-19 hakkında gerçekler

Güncellenme2 Temmuz 2020; Yayınlanma: 14 Mart, 2020
Diller: CZ, DE, EN, ES, FI, FR, GR, HBS, HE, HU, IT, JP, KO, NL, NO, PL, PT, RO, RU, SE, SI, SK, TR
Paylaş: Twitter / Facebook ; Çeviri: Corona Gerçeği

Okurlarımızın gerçekçi bir risk değerlendirmesi yapmasına yardımcı olmak için bu alandaki uzmanlar tarafından sağlanan Covid-19 hakkındaki gerçeklere tam olarak atıfta bulunuldu.

“Veba ile savaşmanın tek yolu dürüstlüktür.” Albert Camus, Veba (1947)

Genel Bakış

  1. En son immünolojik ve serolojik çalışmalara göre, Kovid-19’un toplam ölümcüllüğü (IFR), ortalama %0,1’dir ve bu nedenle de şiddetli bir influenza (grip) aralığındadır.
  2. ABD, İngiltere ve aynı zamanda (tecrit uygulamayan) İsveç gibi ülkelerde, yılın başından bu yana toplam ölüm sayısı şiddetli bir influenza mevsimi aralığındadır; Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde ise toplam ölüm sayısı hafif geçen bir influenza mevsimi aralığındadır.
  3. Hastalığın dünyada “en yoğun görüldüğü yerler”de bile, okul ve çalışma çağındaki genel nüfus için ölüm riski, tipik olarak her gün otomobille işe giderkenki ile aynı aralıktadır. Sadece hafif belirtileri olan veya hiçbir belirti göstermeyen insanlar başlangıçta hesaba katılmadığı için risk abartılmıştı.
  4. Testleri pozitif çıkan insanlar %80’e varan oranda belirti göstermemektedir. 70-79 yaşındakilerin bile yaklaşık %60’ı belirti göstermemektedir. Bütün insanların %95’inden fazlası en fazla orta şiddette belirtiler geliştirmektedir.
  5. Bütün insanlar %60’a varan oranda, daha önceki korona virüsleriyle (yani adi soğuk algınlığı virüsleriyle) temas yüzünden, Kovid-19’a karşı hücresel arkaplan bağışıklığına zaten sahip olabilir. Kovid-19’a karşı bağışıklığın olmadığına ilişkin başlangıçtaki varsayım doğru değildi.
  6. Çoğu ülkede (İtalya dahil) hastalıktan ölenlerin yaş ortalaması 80’in üzerindedir (örn. İsveç’te 86) ve yalnızca yaklaşık %4’ünün önceden varolan ciddi hastalıkları bulunmamaktadır. Ölümlerin yaş ve risk profilleri bu nedenle temel olarak normal ölüm sayılarına karşılık gelmektedir.
  7. Birçok ülkede, bütün fazladan ölümler üçte ikiye varan oranda, genel bir tecritten yarar görmeyen bakım evlerinde olmuştur. Dahası, birçok vakada bu insanların gerçekten Kovid-19’dan mı yoksa haftalarca süren aşırı stres ve izolasyondan mı öldükleri açık değildir.
  8. Tüm fazladan ölümler %30’a varan oranda Kovid-19’dan değil, fakat tecrit, panik ve korku etkisiyle olmuş olabilir. Örneğin, kalp krizi ve inme tedavileri %60’a varan oranda azalmıştı, çünkü birçok hasta kendisinde artık hastaneye gitme cesareti bulamıyordu.
  9. “Kovid-19 ölümleri” denilen ölümlerde bile, bu ölümlerin korona virüsü yüzünden mi, korona virüsü taşıyarak (yani, altta yatan başka hastalıklardan) mı olduğu veya hiç test edilmeyip de “öyle olduğu varsayılan vakalar” diye mi sayıldıkları açık değildir. Halbuki, resmi rakamlar genelde bu ayrımları yansıtmıyor.
  10. Kovid-19’dan ölen genç ve sağlıklı insanlara ait birçok medya haberi daha yakından incelendiğinde yanlış çıkmıştır: Bu gençlerin çoğu ya Kovid-19’dan ölmemiştir; ya zaten (tanısı konmamış kankanseri gibi) ciddi hastalıklara sahiptir ya da aslında 9 değil 109 yaşındadır. Çocuklarda Kawasaki hastalığındaki artış bile hatalı çıkmıştır.
  11. Ölüm sayılarındaki bölgesel artışlar; enfeksiyonlar, kitlesel panik ve tecrit önlemleri yüzünden yaşlı ve hasta bakımında yaşanan çöküşün yanısıra, şiddetli hava kirliliği gibi ek risk faktörleri varsa da olabiliyor. Ölenlerle ilgili işlemlere ait güvenilmez yönetmelikler kimi zaman cenaze ve ölü yakma hizmetlerinde ilave darboğazlara yol açmıştır.
  12. İtalya ve İspanya ve bir ölçüde de Büyük Britanya ve ABD’de, şiddetli grip yüzünden hastanelerde yaşanan ciddi aşırı yüklenme yeni bir olay değildir. Buna ek olarak, hastalık belirtisi geliştirmeseler de doktorlar ve sağlık çalışanları, %15’e varan oranlarda karantinaya alınmıştır.
  13. Yapılan testlerin sayısı da eksponansiyel olarak arttığı için, sık sık gösterilen exponansiyel “korona vakası” eğrileri yanıltıcıdır. Çoğu ülkede, pozitif çıkan testlerin sayısının toplam test sayısına oranı (yani, pozitif oranı) ya %5 ile %25 arasında sabit kalmıştır ya da yalnızca hafifçe yükselmiştir. Birçok ülkede hastalığın yayılımı açısından doruğa tecritten epey önce zaten ulaşılmıştı.
  14. Japonya, Güney Kore, Beyaz Rusya veya İsveç gibi sokağa çıkma ve temas yasakları olmayan ülkelerde, diğer ülkelere göre daha olumsuz sonuçlar yaşanmamıştır. Hatta İsveç, Dünya Sağlık Örgütü tarafından övülmüştü ve şimdi tecrit uygulayan ülkelere göre, daha yüksek bir bağışıklıktan yararlanıyor.
  15. Bir suni solunum cihazı eksikliği yaşanacağından duyulan korku haklı çıkmadı. Akciğer uzmanlarına göre, kısmen virüsü yayma korkusuyla Kovid-19 hastalarının sert bir müdahale olan suni solunum (entübasyon) ile tedavisi aslında sıklıkla akciğerlerde ters etki yapmakta ve tahribata yol açmaktadır.
  16. Başlangıçtaki varsayımların aksine, çeşitli araştırmalar, virüsün aerozollerle (yani, havada askıda kalan parçacıklarla) veya smear enfeksiyonları ile (örneğin, kapı kollarından veya akıllı telefonlardan) yayılımına ilişkin hiçbir kanıt olmadığını da göstermiştir. Ana bulaşma yolları, doğrudan temas ve öksürüp hapşırırken ortaya çıkan damlacıklardır.
  17. Sağlıklı veya belirtilere sahip olmayan bireylerde, maskelerin etkili olduğuna ilişkin de hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Aksine, uzmanlar bu tür maskelerin normal nefese müdahale ederek “mikrop taşıyıcılar” haline gelebildiği uyarısında bulunuyor. Önde gelen doktorlar bunları bir “medya aldatmacası” ve “gülünç” olarak nitelendiriyor.
  18. Avrupa ve ABD’deki birçok klinik, Kovid-19 doruk yaptığında, kapasitesinin çok altında kullanıldı veya neredeyse boş kaldı ve bazı durumlarda çalışanlarını evlerine yollamaya mecbur oldu. Birçok kanser taraması ve organ nakilleri dahil, milyonlarca ameliyat ve terapi iptal edildi.
  19. Birçok medya kuruluşu, bazen manipule edici imge ve videolar bile kullanarak, hastanelerdeki durumu dramatize etmeye çalışırken yakalanmıştı. Genel olarak, çoğu medya kuruluşunun profesyonel olmayan haberciliği toplumda korku ve paniği en üst düzeye çıkartmıştır.
  20. Uluslararası kullanımdaki virüs test kitleri hatalı sonuç verme eğilimindedir ve hatalı pozitif ve hatalı negatif sonuçlar verebilmektedir. Dahası, resmi virüs testi zaman baskısı nedeniyle klinik açıdan onaylanmış olmayıp, başka korona virüslerine de pozitif tepki verebiliyor.
  21. Viroloji, immünoloji ve epidemiyoloji alanlarında çalışan sayısız uluslararası üne sahip uzman, alınan önlemlerin ters etki yarattığını kabul ediyor ve risk gruplarını koruyarak genel nüfusa hızla doğal bağışıklık kazandırılmasını öneriyor.
  22. Çocuklar için hastalık ve bulaşma riski aşırı derecede düşük olduğundan, okulların kapatılması için hiçbir zaman tıbbi bir gerekçe olmamıştır. Okullarda küçük sınıflar, maskeler veya ‘sosyal mesafe’ kuralları için de tıbbi bir neden yoktur.
  23. Yalnızca (şiddetli) Kovid-19’un, venöz tromboz (damarda kan pıhtılaşması) ve pulmoner emboli (akciğerde tıkanıklık) nedeni olduğu, ama influenzanın bunlara yol açmadığı iddiası doğru değildir. Çünkü 50 yıldır şiddetli influenzanın da tromboz ve akciğer embolisi riskini büyük ölçüde arttırdığı bilinmektedir.
  24. Birçok tıbbi uzman, korona virüslerine karşı üretimi hızlandırılmış aşıları gereksiz hatta tehlikeli olarak tanımlamıştır. Gerçekten, örneğin 2009’daki sözde domuz gribine karşı yapılan aşılar, ciddi nörolojik tahribata ve milyonluk davalara yol açmıştı. Yeni korona virüsü aşılarının denemelerinde de ciddi komplikasyonlar ve başarısızlıklar şimdiden olmuştur.
  25. Küresel bir influenza veya korona pandemisi gerçekten de birkaç mevsime yayılabilir, ama bir “ikinci dalga” ile ilgili birçok çalışma, tüm yaş gruplarında sürekli bir hastalık ve ölüm riski gibi aşırı gerçekdışı varsayımlara dayanmaktadır.
  26. Birkaç hemşire, örneğin New York kentinde, kuşkulu finansal teşvikler veya uygunsuz tıbbi protokollar yüzünden, Kovid hastalarının çoğunlukla öldürücü olan, tıbbi kötü yönetiminden söz etmişlerdir.
  27. Alınan önlemlerin bir sonucu olarak, işsizlik, depresyon ve ev içi şiddetten muzdarip insanların sayısı tarihi rekorları kırmıştır. Birçok uzman, önlemlerin virüsün kendisinden çok daha fazla can alacağına inanıyor. Birleşmiş Milletler’e göre, dünyanın dört bir yanındaki 1,6 milyar insan şu anda geçimlerinden olma riski altındadır.
  28. Amerikan Güvenlik Kurumu’nu medyaya ifşa eden Edward Snowden, “korona krizi”nin, küresel gözetlemenin kalıcı olarak yaygınlaştırılması için kullanılacağı uyarısında bulundu. Ünlü virolog Pablo Goldschmidt, bir “küresel medya terörü” ve “totaliter önlemler”den söz etmiştir. Önde gelen İngiliz virolog Profesör John Oxford da bunun bir “medya salgını” olduğunu söylemiştir.
  29. Sayıları 600’ü aşan biliminsanı, “temas izleme” amaçlı sorunlu uygulamalarla oluşturulan “eşi görülmemiş bir gözetleme toplumu” konusunda uyarıda bulunmuştur. Bazı ülkelerde, bu tür bir “temas izleme” doğrudan gizli servislerce yürütülüyor. Dünyanın birçok köşesinde halk zaten dronlar tarafından izlenmektedir ve polisin ciddi yetki aşımıyla karşı karşıyadır.
  30. Pandemik influenzaya karşı halk sağlığı önlemleri üzerine 2019 yılında yapılmış bir Dünya Sağlık Örgütü çalışmasında, tıbbi bakış açısından “temas izleme”nin “hiçbir koşulda tavsiye edilmediği” sonucuna varılmıştır. Yine de temas izleme uygulamaları birçok ülkede şimdiden kısmen zorunlu hale getirilmiştir.
Bakınız

Daha fazla güncelleme İngilizce, Almanca veya Türkçe olarak mevcuttur.

Türkçe önceki güncellemeler (Arşiv)


Paylaş: Twitter / Facebook

WordPress.com.

Up ↑