Covid-19 hakkında gerçekler

Güncellenme7 Mayıs 2020; Yayınlanma: 14 Mart, 2020
Diller: CZ, DE, EN, ES, FI, FR, GR, HBS, HE, HU, IT, JP, KO, NL, NO, PL, PT, RO, RU, SE, SI, SK, TR
Paylaş: Twitter / Facebook ; Çeviri: Corona Gerçeği

Okurlarımızın gerçekçi bir risk değerlendirmesi yapmasına yardımcı olmak için bu alandaki uzmanlar tarafından sağlanan Covid-19 hakkındaki gerçeklere tam olarak atıfta bulunuldu.

“Veba ile savaşmanın tek yolu dürüstlüktür.” Albert Camus, Veba (1947)

Genel Bakış

  1. Hastalığın en iyi çalışıldığı ülkeler ve bölgelerden gelen verilere göre, Kovid-19’un ölümcüllüğü, şiddetli bir influenza (grip) aralığında olup, ortalama %0,2’dir ve Dünya Sağlık Örgütü’nün başta varsaydığından yaklaşık 20 kat düşüktür.
  2. Küresel olarak hastalığın “en yoğun görüldüğü yerler”de bile, okul ve çalışma çağındaki genel halk için ölüm riski normalde her gün trafikte işe giderken varolan ölüm riski aralığındadır. Başlangıçta, risk yüksek tahmin edilmişti, çünkü hafif belirtileri olan veya hiç belirti göstermeyen insanlar hesaba katılmamıştı.
  3. Testleri pozitif çıkan kişiler, %80’e varan oranda hastalık belirtisi göstermiyor, yaşları 70 ile 79 arasında değişenlerin bile yaklaşık %60’ı hastalık belirtisi yaşamıyor. Bütün bu insanların %95’inden çoğu ise bilemediniz hafif belirtiler gösteriyor.
  4. Toplumun üçte birine kadarının, önceki korona virüsleri ile (yani, adi soğuk algınlığı virüsleri ile) temas yüzünden, zaten Kovid-19’a karşı belli bir arka plan bağışıklığı bulunmaktadır.
  5. Çoğu ülkede (İtalya dahil) hastalıktan ölenlerin yaş ortalaması 80’in üzerinde olup, ölenlerin yalnızca yaklaşık %1’inin önceden varolan ciddi hastalıkları bulunmuyor. Ölümlerin yaş ve risk profilleri bu nedenle temel olarak normal ölüm sayılarına karşılık gelmektedir.
  6. Çoğu ülkede, tüm fazladan ölümlerin %50 ile %70’i genel tecritten yarar görmeyen bakım evlerinde olmuştur. Dahası, birçok vakada bu insanların gerçekten Kovid-19’dan mı yoksa aşırı stres, korku ve yalnızlıktan mı öldükleri açık değildir.
  7. Tüm fazladan ölümler, %50’ye varan oranda Kovid-19’dan değil, ama tecrit, panik ve korku yüzünden olmuş olabilir. Örneğin, kalp krizi ve inme tedavileri %60’a varan oranda azalmıştır, çünkü birçok hasta artık kendisinde hastaneye gitme cesareti bulamıyor.
  8. “Kovid-19 ölümleri” denilen ölümlerde bile, korona virüsü yüzünden mi veya korona virüsü taşıyarak  (yani, altta yatan başka hastalıklardan) mı öldükleri veya hiç test edilmeyip de “öyle olduğu varsayılan vakalar” diye mi sayıldıkları genelde açık değildir. Halbuki, resmi rakamlar genelde bu ayrımları yansıtmıyor.
  9. Kovid-19’dan ölen genç ve sağlıklı insanlara ait birçok medya haberi daha yakından incelendiğinde yanlış çıkmıştır: Bu gençlerin çoğu ya Kovid-19’dan ölmemiştir, ya zaten (tanısı konmamış kankanseri gibi) ciddi hastalıklara sahiptir ya da aslında 9 değil 109 yaşındadır.
  10. ABD’de normal toplam ölüm sayısı günde yaklaşık 8.000 kişidir, Almanya’da yaklaşık 2.600 kişi ve İtalya’da yaklaşık 1.800 kişidir. ABD’de bir mevsimde gripten ölüm sayısı 80.000 kişiye, Almanya ve İtalya’da 25.000 kişiye ve İsviçre’de 1.500 kişiye kadar çıkmaktadır. Birçok ülkede Kovid-19 ölümlerinin sayısı şiddetli grip mevsimlerindekilerin altında kalmıştır.
  11. Ölüm sayılarındaki bölgesel artışlar, enfeksiyonlar, kitlesel panik ve tecrit önlemleri yüzünden yaşlı ve hasta bakımında yaşanan çöküşün yanısıra, yüksek hava kirliliği düzeyleri ve mikrobiyal kontaminasyon gibi ek risk faktörlerinden etkilenmiş olabilir. Ölenlerle ilgili işlemlere ait özel yönetmelikler, kimi zaman cenaze ve ölü yakma hizmetlerinde darboğazlara yol açmıştır.
  12. İtalya ve İspanya ve bir ölçüde de Büyük Britanya ve ABD’de, şiddetli grip yüzünden hastanelerde yaşanan ciddi aşırı yüklenme yeni bir olay değildir. Buna ek olarak, hastalık belirtisi geliştirmeseler de doktorlar ve sağlık çalışanları %15’e varan oranlarda karantinaya alınmıştır.
  13. Yapılan testlerin sayısı da eksponansiyel olarak arttığı için, sık sık gösterilen exponansiyel “korona vakası” eğrileri yanıltıcıdır. Çoğu ülkede, pozitif çıkan testlerin sayısının toplam test sayısına oranı (yani, pozitif oranı) ya %5 ile %25 arasında sabit kalmıştır ya da yalnızca hafifçe yükselmiştir. Birçok ülkede hastalığın yayılımı açısından doruğa tecritlerden epey önce zaten ulaşılmıştı.
  14. Japonya, Güney Kore veya İsveç gibi, sokağa çıkma ve temas yasakları olmayan ülkelerde, diğer ülkelere oranla daha olumsuz sonuçlar yaşanmamıştır. Hatta İsveç, WHO tarafından övülmüştü ve şimdi tecrit uygulayan ülkelere göre, daha yüksek bir bağışıklıktan yararlanıyor.
  15. Ventilasyon cihazlarının yetmeyeceği bilgisi doğru çıkmamıştır. Akciğer uzmanlarına göre, kısmen virüsü yayma korkusundan yapılan ve Kovid-19 hastaları için sert bir müdahale olan suni solunum (entübasyon), gerçekten de çoğunlukla aksi etki yaparak akciğerlere ek hasar vermektedir.
  16. Başlangıçtaki varsayımların aksine çeşitli araştırmalar, virüsün aerozollerle (yani, havada askıda kalan parçacıklarla) veya smear enfeksiyonlarıyla (örneğin, kapı kollarında, akıllı telefonlarda veya kuaförlerde) yayılımına ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığını göstermiştir.
  17. Sağlıklı veya belirtilere sahip olmayan bireylerde, maskelerin etkili olduğuna ilişkin de hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Aksine, uzmanlar bu tür maskelerin normal nefese müdahale ederek “mikrop taşıyıcılar”a dönüşebildiği uyarısında bulunuyor. Önde gelen doktorlar bunları bir “medya aldatmacası” ve “gülünç” diye nitelendiriyor.
  18. Avrupa ve ABD’deki birçok klinik Kovid-19’un doruğa çıktığı zamanlarda, çok az kullanılmış, hatta neredeyse boş kalmış, bazı hallerde de çalışanlarını evlerine göndermek zorunda kalmıştır. Bazı organ nakilleri ve kanser taramaları dahil, sayısız ameliyat ve terapi kliniklerce iptal edilmiştir.
  19. Birçok medya kuruluşu, bazen manipüle edici fotoğraflar ve videolar bile kullanarak, hastanelerdeki durumu dramatize etmeye çalışırken yakalanmıştı. Genel olarak, çoğu medya kuruluşunun profesyonel olmayan haberciliği korku ve paniği en üst düzeye çıkartmıştır.
  20. Uluslararası kullanımda olan virüs test kitleri hatalı sonuç verme eğilimindedir. Birçok çalışma, normal korona virüslerinin bile hatalı pozitif sonuçlara yol açabildiğini göstermiştir. Dahası, resmi virüs testi zaman baskısı nedeniyle klinik açıdan onaylanmış olmayıp, başka korona virüslerine de tepki verebiliyor.
  21. Viroloji, immünoloji ve epidemiyoloji alanlarında çalışan sayısız uluslararası üne sahip uzman, alınan önlemlerin ters etki yarattığını kabul ediyor ve risk gruplarını koruyarak genel nüfusa hızla doğal bağışıklık kazandırılmasını öneriyor. Çocuklar için riskler gerçekte sıfır  olup, okulların kapatılmasının tıbbi olarak asla gerekçesi bulunmamaktadır.
  22. Birçok tıbbi uzman, korona virüslerine karşı aşıları gereksiz hatta tehlikeli olarak tarif ediyor. Gerçekten, örneğin 2009’daki sözde domuz gribine karşı yapılan aşı bazen ciddi nörolojik tahribata ve milyonluk davalara yol açmıştı.
  23. Alınan önlemlerin bir sonucu olarak, işsizlik, psikolojik sorunlar ve ev içi şiddetten muzdarip insanların sayısı dünya çapında patlama yapmıştır. Birçok uzman önlemlerin virüsten daha fazla can alabileceğine inanıyor. Birleşmiş Milletler’e göre, dünyanın dörtbir yanındaki milyonlarca insan kesin bir yoksulluk ve açlık içine düşebilir.
  24. Amerikan Güvenlik Kurumu’nu medyaya ifşa eden Edward Snowden, “korona krizi”nin, küresel gözetlemenin kitlesel ve kalıcı olarak yaygınlaştırılması için kullanılacağı uyarısında bulundu. Ünlü virolog Pablo Goldschmidt, bir “küresel medya terörü” ve “totaliter önlemler”den söz etmiştir. Önde gelen İngiliz virolog Profesör John Oxford da bunun bir “medya salgını” olduğunu söylemiştir.
  25. 500’ü aşkın bilim insanı, “temas izleme” amaçlı sorunlu aplikasyonlar aracılığıyla oluşturulan “eşi benzeri olmayan bir gözetleme toplumu”na ilişkin uyarıda bulunuyor. Bazı ülkelerde, bu tür bir “temas izleme” zaten doğrudan gizli servislerce yürütülüyor. Dünyanın birçok yerinde, halk zaten dronlar tarafından izlenmektedir ve polisin yetkilerinin ciddi ölçüde artmasından muzdariptir.
Bakınız

Daha fazla güncelleme İngilizce, Almanca veya Türkçe olarak mevcuttur.

25 Nisan 2020

Tıbbi güncellemeler
  • Berlin’deki Charité Kliniği’nde ünlü Alman virolog Christian Drosten’nın selefi olan Profesör Detlef Krüger, kendisiyle bu yakınlarda yapılan bir söyleşide, Kovid-19’un “bir çok açıdan grip ile karşılaştırılabilir olduğu”nu ve “bazı değişik tür grip virüslerinden daha tehlikeli olmadığı”nı anlatıyor. Profesör Krüger, “politikacılarca keşfedilen ağız ve burun koruma işini”, “eylem severlik” ve potansiyel “mikrop-yayıcılık” diye kabul ediyor. Aynı zamanda da alınan önlemlerin yol açtığı “kitlesel ikincil tahribat”a karşı uyarıda bulunuyor.
  • İsveç ve Avrupa eski baş epidemiyoloğu Profesör Johan Giesecke, Avusturya’da yayınlanan Addendum dergisine verdiği samimi söyleşide, bazı insanların hiç belirti göstermemesi, bazılarınınsa çok hafif belirtiler yaşaması nedeniyle, salgının %75 ile %90’ının “görünmez” olduğunu söylüyor. İşte bu yüzden tecrit “anlamsız” ve topluma zararlı olacaktır. İsveç’in stratejisinin temelinde “insanların aptal olmadığı” kabulü yatıyordu. Profesör Giesecke, influenza’dakine benzer, yani %0,1 ile 0,2 arasında bir ölüm oranı bekliyor; İtalya ve New York’un virüse çok hazırlıksız yakalandığını ve kendi risk gruplarını korumadıklarını ileri sürüyor.
  • İtalya’dan gelen son rakamlara göre (s.12-13), testleri pozitif çıkan yaklaşık 17.000 doktor ve hemşireden 60’ının öldüğünü gösteriyor. Bu da Kovid-19 ölümcüllüğünün, 50 yaşının altındakiler için %0,1’den daha az; 50-60 yaş aralığındakiler için %0,27; 60-70 yaş aralığındakiler için %1,4; 70-80 yaş aralığındakiler içinse %12,6 olduğu sonucunu veriyor. Bu ölümler korona virüsüyle olup, illa korona virüsünden olmadığından dolayı ve %80’e varan oranda insan belirti göstermediği ve bazılarına da test yapılmamış olduğu için, bu rakamlar bile yüksek olabilir. Yine de bu değerler toplamda, örneğin Güney Kore’dekilerle uyumlu olup, genel nüfus için influenza aralığındadır.
  • İtalyan Sivil Savunma Kurumu başkanının Nisan ayı ortasında yaptığı açıklamaya göre, Lombardiya’daki bakım evlerinde 1800’den fazla insan ölmüştür ve birçok vakada ölüm nedeni hala açık değildir. Lombardiya’nın bazı bölgelerinde bulunan huzur evleri ve bakım evlerindeki bakımın, bunun sonucunda da tüm sağlık sisteminin, kısmen virüs korkusu ve tecrit nedeniyle, çökmüş olduğu zaten biliniyordu.
  • Belçika’dan gelen son rakamlar, orada da tüm fazladan ölümlerin %50’den biraz fazlasının, genel tecritten yarar görmeyen bakım evlerinde olduğunu gösteriyor. Bu ölümlerin %6’sının Kovid-19’dan olduğu “teyit edilmiştir”, %94’ünde ise Kovid-19 “kuşkusu” vardır. Testleri pozitif çıkmış insanların (bakım evi çalışanları ve sakinleri) yaklaşık %70’i hiç belirti göstermemiştir.
  • İngiltere’de yayınlanan Guardian gazetesinde, Kovid-19 ölümlerinde hava kirliliğinin “ana etken” olabileceğine işaret eden yeni araştırmalardan alıntılar yapılıyor. Örneğin, dört ülkedeki ölümlerin %80’i (Lombardiya ve Madrid dahil) en fazla hava kirliliği olan yerlerdeydi.
  • Kaliforniyalı Dr. Dan Erickson, çok izlenen basın açıklamasında Kovid-19 konusundaki gözlemlerini anlattı. Kaliforniya ve diğer eyaletlerdeki hastaneler ve yoğun bakım üniteleri şu ana kadar büyük ölçüde boş kalmıştır. Dr. Erickson, ABD’denin birçok eyaletinde doktorların hemfikir olmasalar da Kovid-19 yazılı ölüm belgeleri vermeye “zorlandıklarını” belirtiyor. Dr. Erickson, sağlıklı insanların değil yalnızca hastaların karantinada tutulmasını tavsiye ediyor, bunun aksinin beden ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceğine dikkat çekiyor. Alkolizm, depresyon, intihar, çocuk ve eşlerin kötü muameleye maruz kalması gibi “ikincil etkiler”de önemli ölçüde artış gözlenmeye başlamış durumdadır. Dr. Erickson, çeşitli ülkelerden gelen rakamlara dayanarak, Kovid-19’un ölümcüllüğünün, influenza gibi yaklaşık %0,1 olduğunu hesaplamaktadır. Dr Erickson’a göre, yüz maskeleri gündelik hayatta değil, hastanedeki gibi akut durumlarda mantıklıdır.
  • Almanya’da yayınlanan DIE ZEIT gazetesi, Almanya’daki hastanelerindeki boş yatak oranlarına odaklanmaktadır. Bazı bölümlerde %70 gibi yüksek oranlara rastlanıyor. Akut olarak hayati olmayan kanser tetkikleri ve organ nakilleri, şu ana kadar ortada olmayan Kovid-19 hastalarına yer açmak amacıyla iptal edilmektedir.
  • İngiltere’de yapılan yeni bir analiz, sağlık sistemini kullanamadıkları veya kullanmak istemedikleri için şu anda haftada yaklaşık 2000 kişinin Kovid-19 olmaksızın evlerinde öldüğü sonucuna varıyor. Bunlar en başta, kronik hastalıkları olan insanların yanısıra kalp krizi ve inme geçiren acil servis hastalarıdır.
  • Avusturya’da araştırmacılar, Mart ayında ülkede Kovid-19’dan ölenlerden daha fazla insanın, tedavisi yapılmayan kalp krizlerinden öldüğü sonucuna varmıştır.
  • Almanya’da, toplu taşıma araçlarında ve alışveriş yerlerinde maske zorunluluğu getirilmişti. Dünya Tıp Birliği başkanı Frank Montgomery, bunu “yanlış”, bu amaçla kullanılan atkı veya kumaşları ise “gülünç” bulduğunu belirterek eleştirmişti. Gerçekten de araştırmalar, İsviçreli enfeksiyolog Dr. Vernazza’nın bir “medya aldatmacası” diye söz etmesine neden olan, gündelik hayatta maske kullanımının, sağlıklı ve belirti göstermeyen insanlara neden ölçülebilir bir yarar getirmediğini gösteriyor. Bunu eleştiren başkaları da “kamusal alanda görünür halde olan zoraki bir itaat” simgesi olduğundan söz ediyor.
  • Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 yılında yayınlanan bir çalışmasında, “sosyal mesafe”, seyahat kısıtları ve tecritler gibi önlemlerin etkisine ilişkin ya hiç kanıt bulunmadığını veya çok az kanıt olduğu ortaya konmuştu. (Orijinal çalışma)
  • Almanya’daki bir laboratuvar tarafından Nisan ayı başında belirtildiği gibi, Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyelerine uygun olarak, Kovid-19 virüsü spesifik hedef dizisi negatif olup, yalnızca daha genel korona virüs hedef dizisi pozitif bile olsa, Kovid-19 virüs testleri artık pozitif kabul ediliyor. Halbuki, bu durum diğer korona virüslerinin (soğuk algınlığı virüslerinin) de hatalı pozitif test sonuçları tetiklemesine yol açabiliyor. Bu laboratuvar aynı zamanda, Kovid-19 antikorlarının çoğunlukla belirtilerin ortaya çıkışından yalnızca iki üç hafta sonra belirlenebildiğini de açıkladı. Bu durum, Kovid-19’a zaten bağışıklık geliştirmiş insanların gerçek sayısının olduğundan düşük tahmin edilmemesi için hesaba katılmalıdır.
  • Hem İsviçre’de hem de Almanya’da, bazı politikacılar “koronaya karşı zorunlu aşılama” çağrısında bulunmuştu. Halbuki, 2009/2010 yılındaki “domuz gribi” denilen hastalığa karşı yapılan aşılar, örneğin, özellikle de çocuklarda bazen şiddetli olabilen nörolojik tahribata ve milyonluk tazminatlar ödenmesine yol açmıştır.
  • Profesör Christopher Kuhbandner, korona önlemlerine ilişkin bilimsel gerekçe eksikliği üzerine şunları söylemiştir: “Yeni enfeksiyonlara ilişkin rakamlar, korona virüsünün gerçek yayılımının çok çarpıcı bir biçimde abartılmasına neden oluyor. Yeni enfeksiyonlarda gözlenen hızlı artış, neredeyse tümüyle, test sayısının zaman içinde hızla arttığı gerçeğinden kaynaklanıyor (bkz. alttaki şekil). Yani, en azından bildirilen rakamlara göre, korona virüsünün eksponansiyel (giderek hızlanan) yayılımı aslında hiçbir zaman olmadı. Bildirilen yeni enfeksiyon sayıları, yeni enfeksiyon sayısının Mart ayı başından veya ortasından bu yana azaldığı gerçeğini gizliyor.”
Yeşil: Enfekte olan insanların gerçek sayısı; kırmızı: daha fazla sayıdaki teste bağlı artış.
İsveç: Medya ile gerçek

Çoğu medya kuruluşu dimdik yükselen bir eğri gösterdiği için, İsveç’te ölümlerin azalması bazı okurları şaşırtmıştı. Bunun nedeni nedir? İsveçli yetkililer, çok daha anlamlı olan, ölüm tarihi itibariyle gerçekleşen gündelik ölüm sayılarını yayınlarken, çoğu medya kuruluşu haber tarihi itibariyle gerçekleşmiş kümülatif ölüm rakamlarını veriyor.

İsveçli yetkililer, yeni haber yapılan tüm ölüm vakalarının son 24 saatte olmadığını her zaman vurguluyor, ama çoğu medya kuruluşu bunu yok sayıyor (bkz. aşağıdaki grafik). Tüm ülkelerde olduğu gibi İsveç’teki en son rakamlar da bir biçimde artabilecek olsa bile, bu geneldeki azalma eğilimini değiştirmez.

Buna ek olarak, bu rakamlar illa korona virüsünden olan ölümleri değil, korona virüslü ölümleri temsil ediyor. İsveç, Avrupa’daki en düşük yoğun bakım kapasitelerinden birine sahip olduğu halde, genel halk üzerindeki etki en alt düzeyde kalırken, ölümlerin %50’si hassasiyeti yüksek bakım evlerinde gerçekleşmiş olup, İsveç’teki ortalama ölüm yaşı da 80’in üzerindedir.

Halbuki, İsveç hükumetine de “korona” nedeniyle, yeni acil durum yetkileri verilmiştir ve daha sonraki temas izleme programlarına hala katılabilir.

Haber tarihinde toplam ölüm sayısı ile ölüm tarihinde gündelik ölüm sayısı. (OWD / FOHM)
Büyük Britanya’daki durum

İngiltere’de ölümler son haftalarda keskin bir artış göstermiş olsa da, halen son elli yılın güçlü grip mevsimleri aralığındadır (bkz. aşağıdaki grafik). İngiltere’de de fazladan ölümlerin %50’ye varan bölümü genel tecritten yarar görmeyen bakım evlerinde olmuştur.

Dahası, fazladan ölümlerin %50’ye varan bölümü Kovid-19-dışı ölümler olup, %25’e varan oranda evlerde gerçekleşmiş olduğu söyleniyor. Bu nedenle, genel tecritin toplumun tamamı için aslında yararlı mı zararlı mı olduğu belli değildir.

İngiltere’de yayınlanan Spectator gazetesinin editörü, hükumet kuruluşlarının, tecritin uzun vadede, 150.000 fazladan ölüm yol açacağını beklediğini iddia ediyor. Bu rakam Kovid-19’un yol açması beklenen ölümlerden önemli ölçüde fazladır. En son olarak, 17 yaşındaki bir öğrenci-şarkıcının tecrit nedeniyle yaşamına son verdiği duyuldu.

İngiltere’de, (İsveç dahil) çoğu diğer ülkenin aksine, 15 – 64 yaş aralığındaki insanlarda bile, ölüm sayısının önemli ölçüde yükselmiş olması dikkat çekicidir. Bunun nedeni, önceden var olan ve sık rastlanan kalp-damar hastalıkları veya tecritin etkileri olabilir.

InProportion adlı proje kapsamında, İngiltere’de şu andaki ölüm sayılarını önceki grip salgınları ve başka ölüm nedenleriyle karşılaştıran çok sayıda yeni grafik yayınlanmıştır. İngiltere’nin durumunu ve önlemleri eleştirel bir biçimde ele alan diğer websiteleri, Lockdown Skeptics ve UK Column’dur.

İngiltere: Haftalık tüm nedenlerden ölüm sayısı (InProportion)
İsviçre: Fazladan ölümler güçlü grip dalgalarınınkinin epey altında
  • Cenevre Üniversitesi tarafından yapılan ilk serolojik araştırmada, Cenevre kantonunda önceden düşünüldüğünden en az altı kat daha fazla insanın Kovid-19’a maruz kaldığı sonucuna varılmıştır. Bu ise, resmi kaynaklar ölümcüllük oranını hala %5’e kadar, diye veriyor olsa da Kovid-19’un ölümcüllüğünün İsviçre’de de %1’in altına düştüğü anlamına geliyor.
  • En şiddetli etkilenen Ticino kantonunda bile, fazladan ölümlerin neredeyse yarısı genel tecritten yarar görmeyen bakım evlerinde olmuştur.
  • İsviçre’de, 1,85 milyon kişi veya tüm çalışanların üçte birinden fazlası, kısaltılmış mesai yapmak üzere şimdiden kaydedildi. Mart’tan Haziran’a kadar olan dönem için bunun ekonomik maliyetinin 32 milyar İsviçre Frangı olacağı tahmin ediliyor.
  • Infosperber: Korona: Medyanın papağanlığı. “Büyük medya kuruluşları, Kovid-19 rakamları için kuşkulu verileri dayanak aldıkları gerçeğini gizliyor.”
  • Ktipp: İsviçreli yetkililer: Rakamların neredeyse hiçbirinin ‘garantisi yok’. “Bu yılın ilk 14 haftasında, son beş yıla göre daha az 65 yaşının altında insan öldü. 65 yaşının üzerindekiler arasında da rakam görece düşüktü.”

Aşağıdaki grafik, 2020 yılının ilk dört ayındaki toplam ölüm sayısının normal aralıkta, Nisan ayı ortasında ise hala 2015 yılı grip dalgasındakinin yaklaşık 2000 kişi daha altında olduğunu gösteriyor. Ölümlerin %50’si tecritten yarar görmeyen bakım evlerinde olmuştur.

Toplamda, hastaneler ve yoğun bakım üniteleri büyük ölçüde kapasitelerinin altında çalışırken ve birçok ameliyat iptal edilmiş durumdayken, fazladan ölümlerin yaklaşık % 75’i evlerde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, İsviçre’de de “tecrit”in kurtardığından daha fazla cana malolmuş olma olasılığına ilişkin çok ciddi bir soruyu ortaya çıkıyor.

Toplam ölümler ile beklenen değerlerin karşılaştırması, 2010’dan 2020’ye (BFS)
Politik güncellemeler
  • Video: Avustralya’nın Queensland eyaletinde, gece görüş donanımı olan bir polis helikopteri, bir evin çatısında gece bira içen ve böylece “Korona düzenlemeleri”ni ihlal eden üç genç adamın izini sürerek yakaladı. Gençlere, megafonla binanın “polis tarafından sarıldığı” ve çıkışa gelmek zorunda oldukları bildirildi. Herbirine 1000’er Avustralya doları ceza yazıldı.
  • İsrail’de, ulusal anti-terör gizli servisi Shin Bet, polisle işbirliği yaparak, Mart ayının ortasından beri Kovid-19 bağlamında, temas izleme ve ev hapsi emri için, halkın cep telefonlarını izlemekle görevlendirilmiştir. Bu önlemler başlangıçta Parlamento’nun onayı olmaksızın alınmış olup en az Nisan sonuna kadar yürürlükte kalacaktır.
  • OffGuardian: Pandemiden Totaliterliğe giden yolun 7 Adımı
  • UK Column: İngiliz Hükümeti’nin Kovid-19’a verdiği yanıtı kim kontrol ediyor?
  • İsviçre polisinin özel bir birimi tarafından gözaltına alınıp, bir psikiyatri kliniğine gönderilmiş olan, korona önlemlerini eleştiren İsviçreli doktor (bkz. 15 Nisan tarihli güncelleme), bu arada salıverildi. Weltwoche dergisinde yayınlanan bir haber, doktorun gerçek dışı nedenlerle gözaltına alındığını açıklıyor: Akrabalarına ve yetkililere yönelik bir tehdidi de yoktur, dolu bir silah taşıması da söz konusu değildir. İşte bu yüzden, bunun siyasi motivasyonla yapılmış bir operasyon olma olasılığı vardır.
  • Medya denetim kurumu, Mart ayında korona uygulamalarını eleştiren doktorlarla söyleşi yapan Münih’teki bir yerel radyo istasyonuna, şikayetler nedeniyle “bu tür sorunlu yayınların gelecekte yapılmaması gerektiğini” bildirdi.
  • Bir Alman uzman avukata ait olan kollateral.news websitesinde, “tecrit yüzünden çekilen eziyet” ve Almanya’daki hastanelerin gerçek durumuna ilişkin haberler toplanıyor.
  • Almanya’da pratisyen hekimler, “korona krizinin daha sorumlu bir biçimde ele alınması” için politika ve bilim dünyasına yönelik bir çağrı yayınladılar.
  • Hem Avusturya’da hem de Macaristan’da, korona önlemlerini eleştiren doktorlar meslekten men edilme tehdidi altında.
  • Nijerya’da, resmi rakamlara göre, şu ana kadar virüsten ölenlerden daha fazla insan, korona sokağa çıkma yasağını uygulayan polis tarafından öldürüldü.

21 Nisan 2020

Tıbbi güncellemeler
  • Stanford Üniversitesi tıp profesörü John Ioannidis, kendisiyle yapılan yeni bir 1 saatlik söyleşide Kovid-19 ile ilgili birkaç yeni çalışmanın sonuçlarını anlatıyor. Profesör Ioannidis’e göre, Kovid-19’un ölümcüllüğü “mevsimsel grip aralığında”dır. 65 yaşının altındaki sağlıklı insanlar için ölüm riski “tümüyle ihmal edilebilir” düzeydeyken, hastalığın dünyada “en yoğun görüldüğü yerler”deki 65 yaşının altındaki insanlar için ölüm riski, işe gidip gelirkenki bir otomobil yolculuğundakine eşdeğerdir. Yalnızca New York kentinde yaşayan 65 yaşının altındaki insanlar için ölüm riski ise bir uzun mesafe kamyon sürücüsününkine eşdeğerdir.
  • Oxford Üniversitesi’ndeki Kanıta-Dayalı Tıp Merkezi Müdürü Profesör Carl Heneghan, yeni bir makalede tecritin yol açtığı tahribatın virüsün yol açtığından daha fazla olabileceği uyarısında bulunuyor. Profesör Heneghan, salgının birçok ülkede tecritten önce zaten en tepe noktaya ulaşmış durumda olduğunu ileri sürüyor.
  • Los Angeles Bölgesi’ndeki yeni bir serolojik çalışmada daha önce varsayılandan 28 ile 55 kat daha fazla insanın (önemli belirtiler göstermeksizin) Kovid-19’a yakalandığı bulunmuştur ki bu da hastalığın tehlike derecesini görece olarak düşürmektedir.
  • Boston yakınlarındaki Chelsea kentinde, kan veren 200 kişinin yaklaşık üçte biri Kovid-19 patojenine karşı antikorlara sahipti. Bu insanların yarısı, geçen ay içinde bir soğuk algınlığı belirtisi yaşadığını belirtmişti. Boston yakınlarında bulunan bir barınaktaki evsizlerin üçte birinden az fazlasının testleri pozitif çıkmış, ama hiçkimse herhangi bir belirti göstermemiştir.
  • İskoçya, (stoklanmış) yoğun bakım yataklarının yarısının boş kaldığını bildiriyor. Yetkililere göre, yeni hasta kabulündeki artış, bitmeye yüz tutmuş durumdadır.
  • Bergamo’daki belediye hastanesinin acil servisi 45 gündür ilk kez bu hafta başında tamamen boştu. Şu sırada, yeniden tedavi edilmeye başlanan farklı hastalıklara sahip insanların sayısı “Kovid-19 hastaları”ndan daha fazladır.
  • Lancet tıp dergisindeki bir raporda, korona virüslerini kontrol altında tutmak için okulların kapatılmasının ya hiçbir etkisinin olmadığı ya da yalnızca minimal düzeyde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Korona enfeksiyonu olan dokuz yaşındaki bir fransız çocuk, 172 kişiyle temasta bulunduğu halde, hiçbirine enfeksiyon bulaşmamıştır. Bu da hastalığın (gribin aksine) çocuklar tarafından bulaştırılmadığı ya da hemen hemen hiç bulaştırılmadığına ilişkin daha önceki sonuçları doğruluyor.
  • Alman emeritus mikrobiyoloji profesörü Sucharit Bhakdi ile Kovid-19 konusunda yeni bir 1 saatlik söyleşi yapılmıştır. Profesör Bhakdi, Kovid-19 salgını sırasında çoğu medya kuruluşunun “tümüyle sorumsuz” davrandığını ileri sürüyor.
  • Alman Bakım Etiği Girişimi, ziyaretlerin topyekun yasaklanmasını ve bakım evindeki hastalar için acı verici yoğun bakım tedavisini eleştiriyor: “Korona’dan da önce, Alman bakım evlerinde her gün 900 kişi hastaneye kaldırılmaksızın ölüyordu. Gerçekten, bu hastalar için palyatif (yatıştırıcı) tedavi uygulanması veya hiç tedavi uygulanmaması daha uygun olacaktır. (…) Şu ana kadar Korona ile ilgili bütün bildiklerimiz ışığında, enfeksiyon korunumunu temel yurttaş haklarından üstün tutmayı sürdürmemiz için tek bir ikna edici neden yoktur. İnsanlık dışı ziyaret yasaklarını kaldırın!”
  • İsviçre’deki St. Gallen kantonunda yaşayan en yaşlı kadın geçen hafta 109 yaşında öldü. Bu kadın 1918 “İspanyol gribi” salgınından sağ çıkmıştı, koronaya yakalanmış değildi ve “yaşına göre çok iyi bir durumdaydı”. Buna karşın, “korona izolasyonu” onu “çok fazla etkilemişti”: “Ailesinin günlük ziyaretlerinden yoksun sönüp gitti.”
  • İsviçreli kardiyolog Dr. Nils Kucher’e göre, şu anda İsviçre’deki bütün fazladan ölümlerin yaklaşık %75’i hastanede değil, evlerde oluyor. Bu ise İsviçre hastanelerinin ve yoğun bakım ünitelerinin büyük ölçüde boş kalma nedenini kesinlikle açıklıyor. Bütün fazladan ölümlerin yaklaşık %50’sinin bakım evlerinde olduğu da biliniyor. Dr. Kucher, bu insanların bazılarının ani akciğer embolisinden öldüğünden kuşkulanıyor. Bu anlaşılır bir durumdur. Yine de bu fazladan ölümlerde “tecrit”in nasıl bir rol oynadığı sorusu ortaya çıkıyor.
  • İtaliyan sağlık kurumu ISS, çoğunlukla favizm denilen az rastlanan bir genetik metabolik özellik taşıyan ve Akdeniz bölgesinden gelen, Kovid-19 hastalarının, ölüme yol açabileceğinden dolayı, klorokin gibi sıtma ilaçları ile tedavi edilmemeleri uyarısında bulunuyor. Bu, hatalı veya aşırı sert ilaçların hastalığı daha kötüleştirebildiği konusunda yeni bir göstergedir.
  • Rubicon: Korona üzerine 120 uzman görüşü. Dünya çapında, kıdemli biliminsanları, doktorlar, avukatlar ve diğer uzmanlar, korona virüsünün ele alınışını eleştiriyor. (Almanca)
Pandeminin sımıflandırılması

2007 yılında, Amerikalı sağlık yetkilileri, pandemik influenza ve buna karşı önlemlere ilişkin beş-aşamalı bir sınıflandırma tanımladılar. 1. kategoriden (<%0,1) 5. kategoriye (>%2) uzanan bu beş aşama, pandeminin gözlenen ölümcüllüğünü (CFR) temel almaktadır. Bu anahtara göre, şu andaki korona pandemisi muhtemelen 2. kategori (%0,1’den %0,5’e) diye sınıflandırılacaktır. Bu kategori için zamanında esas önlem olarak, sadece “hasta bireylerin gönüllü izolasyonu” öngörülmüştü.

Halbuki, 2009 yılında Dünya Sağlık Örgütü WHO, hastalığın şiddeti kıstasını kendi pandemi tanımından çıkarttı. Yaklaşık 18 milyar dolarlık aşı satışı yapılmış olan çok hafif 2009/2010 “domuz gribi”nde olduğu gibi, o zamandan beri, ilkesel olarak her küresel influenza dalgası bir pandemi olarak ilan edilebiliyor..

Dünya Sağlık Örgütü’nün “domuz gribi” bağlamındaki kuşkulu rolünü ele alan TrustWHO (“Trust who?” “WHO’ya mı güvenelim?”) adlı belgesel VIMEO tarafından bu yakınlarda silinmiştir.

İsviçreli Başhekim Pietro Vernazza: Basit önlemler yeterlidir

İsviçreli enfeksiyonoloji başhekimi Pietro Vernazza, konu ile ilgili sunduğu en son katkıda, Kovid-19 salgınının “tecrit” başlatılmadan da önce zaten kontrol altında olduğunu göstermek için, Almanya’daki Robert Koch Enstitüsü ve Zürih’teki ETH Üniversitesi’nin aldığı sonuçları kullanmaktadır. “Sonuçlar çarpıcı: Her iki çalışma da belli başlı etkinliklerden vazgeçilmesi ve hijyen kurallarının uygulamaya sokulması gibi basit önlemlerin çok etkili olduğunu gösteriyor. Halk bu tavsiyeleri iyi bir biçimde uygulayabilecek haldedir ve bu önlemler salgını neredeyse durma noktasına getirebilir. Her iki durumda da, sağlık sistemimizi, hastaneleri aşırı yük altına sokmayacak biçimde, korumak için bu önlemler yeterlidir.”

İsviçre’de virüsün çoğalma oranı (ETH/Vernazza)
İsviçre: Kümülatif toplam ölüm sayısı normal aralıkta

İsviçre’de, ilk dört ayın (5 Nisan’a kadar olan) kümülatif toplam ölüm sayısı, beklenen ortalama değerde olup, beklenen üst değerin en az 1500 altındaydı. Dahası, Nisan ayının ortasına gelindiğinde, toplam ölüm sayısı, 2015 yılının şiddetli grip mevsimine ait karşılaştırma değerinin hala en az 2000 altındaydı (bkz. aşağıdaki şekil).

2010’dan 2020’ye beklenen ortalama ölüm sayıları ile karşılaştırıldığında kümülatif ölüm sayısı (BFS)
İsveç: Salgın tecrit olmadan da bitiyor

Hasta ve ölüm sayılarına ilişkin en son rakamlar, İsveç’te salgının sona ermekte olduğunu gösteriyor. Baş epidemiyolog, çoğu başka ülkede olduğu gibi İsveç’te de fazladan ölümlerin en başta yeterince iyi korunmayan bakımevlerinde olduğunu açıkladı.

Başka ülkelerle karşılaştırıldığında İsveç halkı, gelecek kış gelmesi muhtemel bir “ikinci dalga”dan kendisini daha iyi koruyabilecek daha yüksek bir Kovid-19 bağışıklığından artık yararlanabilir durumda.

2020 yılı sonunda, Kovid-19’un İsveç’in toplam ölüm sayısında görünür olmayacağı varsayılabilir. İsveç örneği “tecritler”in, toplumsal ve ekonomik açıdan yıkıcı olduğu gibi, tıbbi olarak da gereksiz ya da hatta ters etkili olduğunu gösteriyor.

İsveç’teki pozitif testli ölümler (FOHM/Wikipedia)
Anekdotlar kanıtlara karşı

Bilimsel kanıt eksikliği karşısında, bazı medya kuruluşları, halkı korku içinde tutmak için, tüyler ürpertici anekdotlara gittikçe daha fazla yer veriyor. Bunun tipik bir örneği, çoğunlukla daha sonra Kovid-19’dan ölmemiş olduğu ortaya çıkan, sözde koronadan ölmüş veya ciddi biçimde hastalanmış “sağlıklı çocuklar”la ilgilidir.

Akciğere inmiş bir Kovid-19 hastalığından altı hafta sonra, hala düşük performans gösteren ve tıbbi görüntülemeleri hala dikkat çekici durumda olan bazı dalgıçlar, Avusturya medyası tarafından yakın geçmişte haber yapılmıştı. Haberin bir bölümünde “geri dönüşsüz tahribat”, bir sonraki bölümünde ise bunun “belirsiz ve spekülatif” olduğu anlatılıyor. Dalgıçların ciddi bir zatürre geçirdikten sonra genellikle 6 ile 12 aylık bir izin almak zorunda olduğundan ise söz edilmiyor.

Haberlerde çoğunlukla, geçici koku veya tat alma kaybı gibi nörolojik etkiler olduğu da anlatılıyor. Burada da bunun genelde soğuk algınlığı ve grip virüslerinin iyi bilinen bir etkisi olduğu ve Kovid-19’un bu açıdan oldukça hafif etki yaptığı anlatılmıyor.

Başka haberlerde, etkilenen hastaların birçoğunun zaten çok yaşlı olup, önceden mevcut şiddetli kronik sağlık sorunları olduğundan söz edilmeden, hastalığın böbrekler, karaciğer veya beyin gibi çeşitli organlar üzerindeki olası etkileri vurgulanmaktadır.

Politik güncellemeler
  • WOZ: Korku hükmettiğinde. “Drone’lar, app’lar ve gösteri yasakları: Korona krizinin ardından temel haklar erozyona uğratılıyor. Eğer dikkat etmezsek, tecrit sonrasında da öyle kalacaklar – fakat bu aşırı hal aynı zamanda umutlanmak için nedenler de sunuyor.”
  • Multipolar: Gündem ne? ”Hükümet kendini övüyor, sebat üzerine sloganlar atıyor, aynı zamanda da virüsün yayılımı ve tehlikesinin güvenilir ölçümünü sağlayacak temel verilerin toplanmasını yavaşlatıyor. Yetkililer aksine, toplu nabız ölçme ve temas izleme için yeni “korona app”ları gibi kuşkulu araçları yaygınlaştırmakta hızlı ve kararlı hareket ediyor.
  • Viyana’daki amme hukuku ve hukuk teknolojisi uzmanı Profesör Christian Piska, şöyle diyor: “Avusturya değişti. Birçok kişi bunu öylece kabul etmiş görünüyorsa da çok çok değişti. Ekonomi büyüse de büyümese de adım adım ve birden bire, diktatoryal rejimlere mükemmelen eşlik edecek polis devleti koşulları ile, temel haklarımıza ve insan haklarına yönelik şiddetli kısıtlamalar ile yaşıyor olduk. (…) Bir kez açıldı mı bir daha asla kapanmayabilecek olan Pandora’nın kutusudur bu.“
  • 26 ülkeden 300’ü aşkın biliminsanı, verilerin korunumunu ayaklar altına alan korona app’larıyla “toplumun daha önce görülmemiş bir biçimde gözetlenmesi”ne karşı uyarıda bulunuyor. Birçok biliminsanı ve üniversite, saydamlık eksikliği yüzünden, Avrupa temas izleme projesi PEPP-PT’den zaten çekilmiştir. Son zamanlarda, Arap ülkelerinde kitlelerin gözetlenmesi için sistemler kurmuş olan İsviçre firması AGT’nin bu projede yer aldığı ortaya çıkmıştır.
  • İsrail’de, yaklaşık 5000 kişi (birbirlerine 2m mesafede durarak), Netanyahu hükümetinin aldığı önlemlere karşı gösteri yaptı: “Korona vakalarının eksponansiyel (giderek hızlanan) artışından söz ediyorlar, ama eksponansiyel olarak artan tek şey, ülkemizi ve demokrasimizi koruma taraftarı olan insanların sayısıdır.”
  • Madrid’de çalışan İrlandalı gazeteci Jason O’Toole, İspanya’daki durumu şöyle anlatıyor: “Ordunun İspanya sokaklarında görünür hale gelmesiyle, yaşanan hali adı konmamış bir sıkıyönetim olarak tarif etmemek zor. İspanyol polisinin CCTV (çev. Notu: Kapalı Devre Televizyon) kullanarak veya tepelerinde drone’lar uçurarak herkesi izlemesiyle, burada George Orwell’in Büyük Birader’i capcanlı ayakta. İlk dört haftada, şaşırtıcı bir rakam olan 650.000 kişi ceza aldı ve 5568 kişi gözaltına alındı. (…) Bir polisin, görünüşe göre yalnızca elinde ekmekle evine gitmekte olan zihinsel engelli bir genci tutuklamak için ağır güç kullandığını gösteren video klibi izlediğimde şok geçirdim.”
  • OffGuardian: İngiltere’de zabıta hizmetindeki rahatsız edici gelişmeler.
  • Amerikalı araştırmacı gazeteci Whitney Webb yeni makalesinde “ABD ulusal Güvenlik Devleti Orwell’ci bir vizyonu gerçekleştirmek üzere Korona Virüsünü Nasıl Kullanıyor” : “Geçen yıl, bir hükumet komisyonu, yapay zeka alanındaki Amerikan hegemonyasının garanti altına alınması için, ABD’nin herhangi bir ülkenin sahip olduğunun çok daha ötesindeki bir Yapay Zeka temelli kitle gözetleme sistemini benimsemesi çağrısında bulundu. Şimdi, bunun uygulanmasını önlediğini belirttikleri “engeller”in çoğu, korona virüsü kriziyle savaş kisvesi altında hızla kaldırılıyor.
  • Whitney Webb daha önceki bir makalesinde, Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki “Sağlık Güvenliği Merkezi”nin, daha önceki pandemi ve biyosilah simülasyonlarındaki rolünün ve ABD güvenlik aygıtıyla yakın bağlantılarının yanısıra, şu andaki pandemi yönetiminde oynadığı merkezi rolü de ele almıştı.
  • Küresel gözetleme ve denetim araçlarının yaygınlaştırılması için bir pandemi fikrinin kullanılması yeni değildir. Amerikan Rockefeller Vakfı, 2010 gibi erken bir tarihte, şu andaki gelişmelerin etkileyici bir kesinlikte beklendiği, gelecekteki teknolojik ve toplumsal gelişmeleri konu alan çalışma belgesinde bir “uygun adım yürüme senaryosu” tarif etmişti. (sayfa: 18).
  • “Fauci hakkındaki gerçek”: Amerikalı virolog Dr. Judy Mikovits kendisiyle yapılan yeni bir söyleşide, şu anda ABD hükumetinin Kovid-19 önlemlerinin biçimlendirilmesinde büyük bir rol oynamakta olan Dr. Anthony Fauci ile ilgili deneyimlerini anlatıyor.
  • Yardım kuruluşları, Kovid-19’un kendisinden ölenlerden “çok daha fazla insan”ın önlemlerin ekonomik sonuçlarından öleceği uyarısında bulunuyor. Şu anda tahminler 35 ile 65 milyon insanın mutlak yoksulluk çekeceği ve bunların çoğunun da açlık tehdidi altında olduğunu gösteriyor.
  • 2020 yılında Almanya’da, 2008/2009 finans krizi sonrasındakinin iki katından daha fazla olan, 2,35 milyon insanın kısaltılmış mesai yaparak çalışacağı tahmin ediliyor.
Almanya’da kısaltılmış mesai yapan insanlar (BfA))

18 Nisan 2020

Tıbbi Güncellemeler
  • Kaliforniya’nın Santa Clara Bölgesi’nde, Stanford Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir serolojik çalışmada, önceden düşünülenden 50 ile 85 kat daha fazla insanda antikorlar bulunmuş, %0,12 ile %0,2 veya daha da düşük (yani şiddetli bir influenza aralığında) bir Kovid-19 ölümcüllüğü sonucu ortaya çıkmıştır. Profesör John Ioannidis yeni bir videoda bu çalışmayı anlatıyor.
  • Oxford Üniversitesi’ndeki Kanıta Dayalı Tıp Merkezi’nin (CEBM) yaptığı yeni bir analizde, Kovid-19’un ölümcüllüğünün (IFR – çev. Notu: enfeksiyona yakalananların ölüm oranı) %0,1 ile %0,36 arasında (yani şiddetli bir influenza aralığında) olduğu ileri sürülüyor. Önceden ciddi hiçbir sağlık sorunu bulunmayan 70 yaşının üzerindeki insanlarda ölüm oranının %1’den düşük olacağı tahmin ediliyor. 80 yaşının üzerindeki insanlarda, ölüm oranı, ölümlerin bu hastalık ile ya da bu hastalık yüzünden olduğuna bağlı olarak, %3 ile %15 arasındadır. Gribin aksine, çocuk ölümleri sıfıra yakındır. Araştırma grubu, Kuzey İtalya’daki yüksek ölüm oranları konusunda, İtalya’nın Avrupa’da görülen en yüksek antibiyotik direncine sahip olduğuna dikkat çekiyor. Gerçekten de İtalyan yetkililerden gelen veriler, ölenlerin %80’inin, bakteriyel süperenfeksiyonları olduğuna işaret eden antibiyotik tedavisi altında olduğunu gösteriyor.
  • Helsinki Üniversitesi’nden Finlandiyalı epidemiyoloji profesörü Mikko Paunio, birçok uluslararası çalışmaları bilimsel bir makalede değerlendirmiş ve Kovid-19 ölümcüllüğünün (IFR) %0,1 veya daha az (yani mevsimsel bir influenza civarında) olduğu sonucuna varmıştır. Paunio’ya göre, daha yüksek bir ölümcüllük olduğu izlenimi, özellikle İtalya ve İspanya’da birden fazla kuşağın bir arada yaşadığı evlerde ve New York gibi şehirlerde virüs çok daha hızlı yayıldığından dolayı ortaya çıkmıştı. “Tecrit” önlemleri çok geç alındı ve etkili olmadı.
  • İngiltere: Londra’daki geçici Nightingale hastanesi, Paskalya hafta sonunda tedavi gören yalnızca 19 hasta ile büyük ölçüde boş kalmıştır. Londra’nın mevcut hastaneleri Yoğun Bakım kapasitelerini iki kat artırmış olup, şimdilik hasta akınıyla başa çıkabiliyor.
  • Kanada’da, “neredeyse tüm bakım evi çalışanları korona virüsünün yayılmasından korkarak telaşla orayı terkettikten sonra, 31 kişi bir bakım evinde ölmüştür. Sağlık yetkilileri, Montreal yakınlarında Dorval’de bulunan bakım evindeki insanlara günler sonra ulaşmıştı. Hayatta kalanların çoğu aç, susuz ve cansız durumdaydı.” Buna benzer trajediler daha önce zaten, panik çıkmasının ve tecrit önlemleri ilan edilmesinin ardından, Doğu Avrupalı hemşirelerin telaş içinde ülkeyi terk ettikleri kuzey İtalya’da da olmuştu.
  • Aynı zamanda bakım evlerine de hizmet veren bir İskoçyalı bir doktor şöyle yazmıştır: “Bakım evleri için hükümet stratejisi neydi? Şu ana kadar yapılanlar durumu çok çok kötüleştirdi.”
  • İsviçre’de, Kovid-19’a rağmen, 2020’nin ilk dört ayındaki (5 Nisan’a kadar olan) toplam ölüm sayıları orta normal aralığında idi. Bunun bir nedeni, şimdi Kovid-19 tarafından kısmen “dengelenen” hafif geçen kışa bağlı hafif geçen grip mevsimi olabilir.
  • 14 Nisan tarihli bir habere göre, İsviçre’deki hastaneler ve hatta yoğun bakım üniteleri hala çok düşük kapasiteyle çalışmaya devam ediyor. Bu yine İsviçre’de (yaş ortalaması 84 olan) pozitif testli ölümlerin gerçekte tam olarak nerde ve nasıl oluştuğu sorusunu ortaya getiriyor.
  • Alman Hastaneler Birliği Başkanı alarm verdi: Almanya’da planlanmış ameliyatların %50’sinden fazlası iptal olmuştur ve “biriken ameliyat sıraları” ise binlere ulaşmıştır. Buna ek olarak, korona korkusundan artık hastanelere gitmeye cesaret edemedikleri için, kalp krizi ve inme yaşayan hastalar, %30 ile 40 daha az tedavi görüyor. Ülke çapında, 150.000 boş hastane yatağı ve 10.000 boş yoğun bakım yatağı mevcuttur. Berlin’de yalnızca 68 yoğun bakım yatağı korona hastaları tarafından kullanılmaktadır ve 1000 yataklı acil kliniği şu anda kullanım dışıdır.
  • Alman yetkililerden gelen yeni veriler, Almanya’da da Kovid-19’un üreme hızının tecritten önce kritik değer olan 1’in altına zaten düşmüş olduğunu gösteriyor. Bu nedenle genel hijyen önlemleri eksponansiyel (hızlanarak artan) yayılımı önlemeye yeterliydi. Zürih ETH Üniversitesi tarafından da bu durum İsviçre için zaten ortaya konmuştu.
  • Bir fransız uçak gemisinde, 1081 askerin testleri pozitif çıkmıştır. Şu ana kadar %50 kadarı hiç belirti göstermemiş, %50 kadarı ise hafif belirtiler göstermiştir. 24 asker hastaneye yatırılmıştır, bunlardan biri de yoğun bakımdadır (önceki hastalıkları bilinmiyor).
  • Önde gelen Alman virolog Christian Drosten, normal soğuk algınlığı korona virüsleriyle temas yoluyla yeni korona virüsüne karşı arkaplan bağışıklığı denilen bağışıklığı etkili biçimde geliştirmiş olabileceğini düşünüyor.
  • Testleri pozitif çıkmış çok sayıda ölümü incelemiş olan Hamburglu adli tıp doktoru Klaus Püschel, yeni bir makalede şunları açıklamıştır: “Rakamlar korona korkusunu haklı çıkarmıyor”. Püschel’in bulguları şöyledir: “Korona görece zararsız bir viral hastalıktır. Korona’nın normal bir enfeksiyon olduğu gerçeğini ele almalı ve onunla karantinasız yaşamayı öğrenmeliyiz.” İncelediği ölümlerin hepsinde önceden var olan o kadar ciddi hastalıklar vardı ki “kulağınıza acımasız gelse de hepsi nasıl olsa bu yılın içinde öleceklerdi”. Püschel sözlerine şunları eklemiştir: “Virologların zamanı geçti. Korona krizinde neyin yapılmasının doğru olacağını artık başkalarına, örneğin, yoğun bakım doktorlarına sormalıyız.”
  • Medscape’te yer alan bir inceleme, korona virüslerinin yol açtığı adi soğuk algınlığı enfeksiyonunun normalde – tecrit olsun olmasın – Nisan sonunda düşüşe geçtiğini gösteriyor.
  • İsviçre’de yayınlanan Infosperber dergisi şöyle yazıyor: “Daha az sayıda korona vakası mı istiyorsunuz? Yalnızca daha az test yapın!” Bildirilen gündelik “yeni vaka” sayısı, salgının durumuna ilişkin pek az bilgi verir. Araştırmacılara göre, testleri pozitif çıkmış ölümlerin kümülatif eğrisi ile korkuyu tetiklemenin pervasızlıktı.
  • OffGuardian: Sekiz uzman daha korona virüsü paniğini sorguluyor.
  • Video: Tecritler neden hatalı politikalardır – İsveçli uzman Profesör Johan Giesecke. İsveçli epidemiyoloji profesörü Johan Giesecke, bunun “hafif bir hastalıktan yaratılmış bir tsunami” olduğunu söylüyor ve tecritlerin ters etki yarattığını düşünüyor. Giesecke’ye göre, en önemli şey risk grupları için, özellikle de bakım evleri için, etkin koruma sağlamaktır.
Kovid-19 ile Suni Solunum

Avrupa ve ABD’deki diğer uzmanlar da kritik durumda olan Kovid-19 hastalarının suni solunumla tedavisi konusunda kendi görüşlerini bildirmiş, sert bir yöntem olan suni solunumun (entübasyon) yapılmaması konusunda kuvvetle tavsiyede bulunmuştur. Kovid-19 hastaları, akut solum iflasından (ARDS) değil, virüsün kendisi veya ona karşı bağışıklık tepkisi ile tetiklenen, oksijen difüzyonu sorununa bağlı bir oksijen yetmezliğinden muzdariptir.

Politik Güncellemeler

16 Nisan 2020

  • London Times gazetesi şu an İngiltere’de yaşanan fazladan ölümlerin %50’sinin korona virüsünden değil, ama tecrit, genel panik ve kısmi sosyal çöküşün etkilerinden kaynaklanabileceğini, bildiriyor. Bu ölüm sayısı haftada 3000’i bulmaktadır. İngiltere’deki korona tanımı (korona virüsünden değil de) korona virüslü ölümleri ve “kuşkulu vakaları” da içerdiği için, aslında bu rakam daha da yüksek olabilir. Buna ek olarak, “korona ölümleri” ‘nin yaklaşık %50’si, genel bir tecritte hiç de daha iyi korunmayan, bakım evlerini de içermektedir.
  • Danimarka’da tecrit şu an pişmanlık uyandırmaktadır. Aarhus Üniversitesi Hastanesi’nden Profesör Jens Otto Lunde Jørgensen’e göre: “Durdurma düğmesine asla basmamalıydık. Danimarka sağlık sistemi durumu kontrol altına almıştı. Tam tecrit aşırı bir adımdı.” Danimarka şu sıra okullarını yeniden açmaktadır.
  • Tecritin olumsuz sonuçları konusunda ilk uyarıda bulunanlardan biri olan Yale Üniversitesi profesörlerinden David Katz, şu anki duruma ilişkin bir saat süren ayrıntılı bir söyleşide bulunmuştur.
  • Alman virolog Hendrik Streeck, süpermarketler, restoranlar veya kuaförlerde şu ana kadar hiçbir “smear enfeksiyonu“ bulunmadığını açıklamaktadır.
  • İtalya’nın Lombardiya bölgesindeki Robbio belediyesinden gelen yeni antikor verileri, hiçbir belirti yaşamadıkları veya hastalığı çok hafif belirtilerle geçirdikleri için, başlangıçta düşünülenden yaklaşık on kat daha fazla insanın korona virüsü kaptığını gösteriyor. Gerçekleşen bağışıklık geliştirme oranı %22’dir.
  • İsviçre’nin Zürih kantonundan gelen yeni veriler, shows that Kovid-19’a bağlı ölümlerin yaklaşık %50’sinin huzur evlerinde veya bakım evlerinde gerçekleştiğini gösteriyor. Yine de oralarda bile testleri pozitif çıkan insanların yaklaşık %40’ı hiçbir belirti göstermemiştir. İsviçre’de testleri pozitif çıkıp ölenlerin yaş ortalaması şu an 84’tür.
  • İsviçre enfeksiyonoloji baş hekimi Pietro Vernazza, “virüsle yaşama” stratejisi konusunda yaptığı yorumda, başka şeylerin yanısıra, riskli insanların bireysel olarak en iyi biçimde korunmasını da öneriyor ve genel nüfusun bağışıklık geliştirmesinin riskli insanlar için de bir koruma olduğunu, söylüyor.
  • İngiltere’deki bir websitesi olan Lockdown Skeptics, Kovid-19’a ile ilgili olarak alınan önlemleri ve genel medya haberlerini eleştiriyor.
  • Avusturyalı sivil toplum kuruluşu “Kanıta-dayalı korona bilgilendirme girişimi” yeni korona virüsüne ilişkin çalışmalara ve analizlere bir genel bakış sunmaktadır.
  • Almanca Belgesel: “Die WHO – Im Griff der Lobbyisten (WHO (Dünya Sağlık Örgütü) – Lobilerin Kıskacında) (ARTE televizyonu, 2017)

15 Nisan 2020

Tıbbi Güncellemeler
  • Almanya’nın önde gelen mikrobiyologlarından ve epidemiyologlarından Profesör Alexander Kekulé, İngiltere’nin Telegraph gazetesine verdiği demeçte, virüsten daha fazla zarara yol açtığı için, tecrite son verilmesi çağrısında bulunuyor. 50 yaşının altındaki insanlarda, bu virüs nedeniyle şiddetli hastalık ve ölümler görülmesi “çok çok uzak bir olasılıktır”. Risk altındaki gruplar korunurken, nüfusun geneli hızla bağışıklık geliştirmelidir. Profesör Kekulé, hazır olması en az altı ile oniki ay alacak bir aşı için beklemenin de mümkün olmadığını, ama bu virüsle yaşamanın bir yolunun bulunması gerektiğini söylemiştir.
  • Almanya’daki Kanıta-Dayalı Tıp Ağı’na göre, Robert Koch Enstitüsü, 2017/2018’deki gibi şiddetli bir mevsimsel influenzanın (grip) ölümcüllüğünün 0,4% ile 0,5% arasında olduğunu hesaplamıştı, bu da daha önce varsayılanın 0,1%’i bile değildi. Bunun anlamı, Kovid-19 daha hızlı yayılabiliyor olsa bile, ölümcüllüğünün güçlü bir mevsimsel gribinkinden daha da düşük olabileceğidir.
  • Lüksemburg’da yayınlanan Tageblatt gazetesinin bir haberine göre, “İsveç’in Kovid-19’a ilişkin gevşek stratejisi işe yarıyor gibi görünüyor”. En alt seviyede önlem alındığı halde, durum görünüşe göre, “şu anda net bir biçimde sakinleşiyor”. Stockholm yakınlarında kurulmuş olan dev sahra hastanesi talep yokluğundan kapalı duruyor. Yoğun bakım ünitelerindeki hasta sayısı düşük bir düzeyde sabitlenmiş, hatta hafifçe düşüşe geçmiştir. Karolinska Klinik’te çalışan kıdemli bir doktor şöyle açıklamıştır: “Bütün Stockholm hastanelerinde yoğun bakım ünitelerinde birçok boş yer var. Hastalık eğrisinin düzleşme evresine yaklaşıyoruz.” Şu ana kadar İsveç’te Kovid-19’lu 900 ölüm olmuştur.
  • Birleşik Krallık (tecrit uygulanan) ile İsveç (tecrit uygulanmayan) arasında doğrudan bir karşılaştırma, iki ülkenin nüfuslarına oranla vaka sayıları ve ölümler açısından neredeyse benzer olduklarını gösteriyor.
  • New England Journal of Medicine dergisine yazılmış bir mektupta, hamile kadınlar üzerinde yapılmış bir çalışmanın, testleri pozitif çıkan kadınların %88’inin hastalık belirtisi olmadığını gösterdiği bildirilmektedir. Bu rakam oldukça yüksektir, ama daha önce Çin ve İzlanda’dan gelen raporlarla uyumludur.
  • Tel Aviv Üniversitesi Epidemiyoloji Araştırma Laboratuvarı müdürü Profesör Dan Yamin, kendisiyle yapılan bir söyleşide şunları anlatıyor: Yeni korona virüsü, toplumun geniş bir kesimi için “neredeyse hiç tehlikeli değildir” ve hızla doğal bağışıklık geliştirilmesi hedeflenmelidir. Para, tecrit yüzünden oluşan zararları ödemektense, bir kliniğin genişletilmesi için harcansa daha iyi olur.
  • İsrail Ulusal Araştırma Konseyi başkanı Profesör Isaac Ben-Israel, şu anki bulgulara göre, korona salgınının çoğu ülkede yaklaşık 8 hafta sonra, alınan önlemlerden bağımsız olarak bittiğini ileri sürmektedir. Bu nedenle de “tecrit” ‘e acilen son verilmesini tavsiye etmektedir.
  • İngiliz istatistik profesörü David Spiegelhalter, Kovid-19’dan ölüm riskinin kabaca normal ölüm sayılarına denk geldiğini ve yalnızca yaklaşık 70 ile 80 yaş grubu arasında görünür şekilde arttığını göstermiştir (bkz. bağlantısı verilen makalenin sonundaki grafik).
  • Zürih Üniversitesi Viroloji Enstitüsü emeritus müdürü olan ve abartılı önlemleri ilk eleştirenlerden Profesör Karin Mölling, kendisiyle yapılan yeni bir söyleşide hava kirliliği ve nüfus yoğunluğu gibi yerele özel etkenlerin rolünü vurgulamaktadır.
  • İngiliz gazetesi Guardian, Çin’in kentlerinde 2015 yılında aşırı hava kirliliğinden günde 4000 kişinin öldüğüne işaret etmiştir. Bu rakam Çin’in şu ana kadar bildirdiği toplam Kovid-19 ölümlerinden daha fazladır.
  • Alman virolog Hendrik Streeck, yaptığı pilot çalışmaya yönelik eleştirilere karşı kendisini savunmuştur. Streeck, şiddetli bir mevsimsel gribe denk düşen %0,37 (vakalara göre) ölümcüllük ve %0,06 (nüfusa göre) ölüm oranı bulmuştur.
  • Avusturya’daki iç hastalıkları uzmanları, “ikincil hasarlar” konusunda uyarıda bulunuyor: Korona virüsü yüzünden, kontrol ve ameliyat tarihleri ertelenmiştir, daha az sayıda hasta kalp krizi belirtileriyle hastanelere gelmektedir.
  • İsviçreli bir biyofizikçi Mart ayının başından bu yana, İsviçre’de pozitif çıkan Kovid-19 testlerinin artış hızını ilk kez grafik olarak göstermiştir. Sonuç, pozitiflerin oranının %10 ile 25 arasında gidip geldiğini ve “tecrit” ‘in önemli hiçbir etki yaratmadığını gösteriyor (bkz. aşağıdaki grafik). İlginç olan, İsviçreli yetkililerin ve medyanın bu grafiği hiç göstermemiş olmasıdır.
  • İsviçreli bir araştırmacı Federal Halk Sağlığı Ofisi’nin en son Kovid-19 raporunun analizini yapmış ve yine eleştirel bir değerlendirme sunmuştur: “Bu durum raporu, politikacılara ve yeterli kararlar almaya uygun değil, gayet belirsiz ve eksik, bilgilendirici değeri yok.”
  • İsviçreli enfeksiyonoloji başhekimi Dr. Pietro Vernazza, yeni bir makalede şu açıklamada bulunmuştur: Kovid-19’a karşı sözde bağışıklık oluşturamama meselesi, “daha yakından incelendiğinde sorun oluşturmayan”, “nadir görülen bireysel vakalar, hatta sadece önemsiz şüphelerdir”, fakat bazı medya kuruluşlarınca “abartılmış ve alelacele şok haber diye servis edilmiştir”.
  • Fransa’da, korona virüsü korkusu veya birine korona virüsü bulaştırmış olma korkusuna bağlı olarak gittikçe artan sayıda intihar bildirilmektedir.
  • Yeni Fransızca site Covid Infos, Kovid-19’u ve medya haberlerini eleştirel bir incelemeye tabi tutuyor.
Swiss positive test rate before and during lockdown (FS)
ABD ve İngiltere
  • ABD’nin savaş gemisi Theodore Roosevelt’teki 600 denizciye yapılan Kovid-19 testleri pozitif çıkmış, olaydan bu yana Kovid-19 yüzünden ya da Kovid-19 taşıyıcısı olarak ilk denizci ölmüştür. Savaş gemisi, 65 yaşının altındaki sağlıklı genel nüfus üzerindeki etkiler açısından çok önemli bir “vaka çalışması” olacaktır.
  • İngiliz patoloji emeritus profesörü Dr. John Lee, “büyük yanlışlardan sakınmak” için canlı ve kanıta dayalı bir tartışma gerektiğini ileri sürmekte, hükümetlerin ve medyanın kullandığı rakamların çoğunun güvenilir olmadığını söylemektedir.
  • İngiltere’de, hastane yataklarının %40’ı şu anda boş olup, bu oran her zamankinden dört kat daha fazladır. Bunun nedeni genel hasta kabulündeki keskin düşüştür. Kapasitesi artırılmış olan yoğun bakım yatakları, ortalama %78 oranında doludur. Buna ek olarak, hemşirelerin %10’u karantinadadır.
  • New York yakınlarındaki ABD ordusuna ait geçici korona hastaneleri şu ana kadar “büyük ölçüde boş kalmıştır”. New York’ta hastaneye yatırılma oranı yedi kat fazla tahmin edilmişti.
  • ABD’de yapılan bir çalışmada, yeni korona virüsünün başlangıçta varsayılandan çok daha fazla yayıldığı, fakat çoğu insanda ya hiç belirtiye yol açmadığı ya da çok hafif belirtilere neden olduğu, bu nedenle de ölümcüllük oranının kabaca mevsimsel gribe eşit olan, 0,1% kadar düşük olabildiği sonucuna varılmıştır. Halbuki, hastalığın daha kolay bulaşması yüzünden, örneğin New York’taki vakalar, normalden daha kısa sürede ortaya çıkmıştır.
  • Doğu Virginia Tıp Fakültesi zatürre ve yoğun bakım şefi, Kovid-19 hastalarının tedavisine ilişkin yeni bir belgede şöyle demektedir: “Kovid-19’un bildiğiniz ‘tipik ARDS’ye (akciğer iflası) yol açmadığını kabul etmek önemlidir… bu hastalık farklı tedavi edilmelidir. Suni solunum cihazı kaynaklı akciğer hasarına yol açarak bu durumu daha kötüleştiriyor olabiliriz.”
  • ABD’de, bir vali, bir bebeğin dünyadaki en genç kurban olarak, “Korona’dan” öldüğünü iddia etmişti. Ailenin tanıdıkları ise bebeğin evdeki trajik bir kazada boğulduğunu ve sonradan hastanede yapılan testin pozitif çıktığını belirtmişti. Nedeni bilinmeyen ve kuşkulu ölümleri soruşturmaktan sorumlu memur, bunu bir Kovid ölümü olarak açıklamamıştır.
  • ABD’nin Montana eyaletinden bir doktor yaptığı konuşmada, yeni kurallara göre Kovid-19 olduğu kuşkulu vakalara verilen ölüm belgelerinin nasıl manipüle edilmekte olduğunu anlatmıştır.
Bakım Evleri
  • Beş Avrupa ülkesinden gelen verilerin bir analizi, bakım evi sakinlerinin şu ana kadar, tüm ‘Kovid-19 ölümleri’nin %42 ile %57 arasındaki bölümünü oluşturduğunu gösteriyor. Aynı zamanda, ABD’de yapılan üç ayrı çalışma, testleri pozitif çıkan tüm bakım evi sakinlerinin %50’ye varan bölümünün testler yapılırken (henüz) belirti göstermediğini ortaya koymuştur. Bundan iki sonuç çıkartılabilir: Bir yandan, yeni korona virüsünün tehlikesi – zaten kuşkulanıldığı gibi – daha da iyi korunması gereken küçük ve çok kırılgan bir nüfus grubunda yoğunlaşıyor. Diğer yandan, bu insanların bazılarının ölmeyebileceği, veya yalnızca korona yüzünden değil, ama aynı zamanda mevcut durumla bağlantılı aşırı düzeydeki stresten ölebileceği düşünülebilir. Almanya ve İtalya’dan gelen haberler zaten belirti göstermeksizin aniden ölen bakım evi sakinleri olduğundan söz ediyordu.
  • Bir alman palyatif (yatıştırıcı) tıp uzmanı kendisiyle bu yakınlarda yapılan bir söyleşide, Kovid-19 hastalarının tedavisinde “çok yanlış öncelikler belirlendiğini ve tüm etik ilkelerin çiğnendiğini” ileri sürmektedir. “Fayda zarar dengesi” genellikle iyi olmasa da “yoğun bakım lehine aşırı tek yanlı bir yönelim” vardır. Yeni bir tanı (yani Kovid-19), geçmişte çoğunlukla palyatif olarak ele alınan yaşlı hastaları, yoğun bakım hastalarına dönüştürecek ve onları, can yakıcı, ama çoğunlukla umutsuz bir tedaviye (yani suni solunuma) maruz bırakacaktır. Bu uzmana göre, tedavi daima hastanın onayıyla yapılmalıdır.
Covid19 deaths in nursing homes (LTC Covid)
Politik Gelişmeler
  • Almanya’da, Federal Anayasa Mahkemesi’nde korona önlemlerine karşı bir suç duyurusu yapan ve gösteriler yapılması çağrısında bulunan tıp alanında uzman bir avukat tutuklanmış ve iki günlüğüne bir hapishanenin psikiyatri koğuşuna gönderilmiştir. Savcı “halkı suç işlemeye tahrik” ‘ten soruşturma açmıştır. Bir başka avukat ise Almanya Federal Barosu’na yazdığı bir açık mektupta şu soruyu sormaktadır: “Protesto yüzünden psikiyatri hastanelerine gönderilen avukatlar? Almanya’da yine o zamanlar mı geldi?
  • İsviçre’de “korona eleştirisi yapan” bir doktor sözde “akrabalara ve polise yönelik tehditler” yüzünden, özel bir polis birimince tutuklanmış ve bir psikiyatri kliniğine gönderilmiştir. Sonra ailesi akrabalara yönelik hiçbir tehdit olmadığını açıklamıştır. Doktor da sorgu sırasında “yetkilere yönelik tehditler” nedeniyle suçlanmadığını belirtmiştir. Polis, doktorun silahlı olduğunu varsayarak özel birimin harekete geçirilişini haklı göstermiştir, fakat bu İsviçre ordusuna ait mühimmatsız bir sıhhiye tabancasıydı. Doktorun bir psikiyatri kliniğine götürülmesi, (emzikli annelerde olduğu gibi) sözde “hapis cezası muafiyeti” ‘ne dayanarak haklı gösterilmişti ki bu bile bir bahane olarak görülebilir. Şu anki bilgimize dayanarak, alınan önlemin gerçekten de en azından kısmen politik motivasyonla alındığını söylemek bu nedenle mümkündür. ABD eski kongre üyesi Cynthia McKinney, eski Sovyetler Birliği’ndeki uygulamaları çağrıştıran İsviçre’deki bu olaya daha önce dikkat çekmişti.
  • İtalya tecrit süresince halkı izlemek için artık Avrupa uydu verilerini kullanmaktadır.
  • İngiliz polisi “sosyal buluşmalar” peşindeyken, bir ikametgahın kapısını kırmıştır.

12 Nisan 2020

Yeni çalışmalar
  • Stanford Üniversitesi tıp fakültesinden profesör John Ioannidis, yeni bir çalışmada, 65 yaşının altındaki insanlar için, dünyada hastalığın “en yoğun” görüldüğü yerlerde bile, Kovid-19’dan ölme riskinin, günde 15-650 km yol katedenlerin ölümlü bir trafik kazasına kurban gitme riskine eşit olduğu sonucuna varmıştır.
  • Alman virolog Hendrick Streeck, yürütülen bir serolojik pilot çalışmada, Kovid-19’un ölümcüllüğünün %0.37, (toplam nüfusa göre) ölüm oranının ise %0,06 olduğu ara sonucuna varmıştır. Bu değerler, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) değerlerinden 10 kat, Johns Hopkins Üniversitesi’ninkilerden 5 kat daha düşüktür.
  • Danimarka’da kan bağışı yapan 1.500 kişiyle ilgili bir çalışmada, Kovid-19’un ölümcüllüğünün yalnızca binde 1,6, yani, başlangıçta WHO tarafından varsayılan değerden en az 20 kat daha düşük ve güçlü bir grip (salgını) aralığında olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda Danimarka, gelecek hafta okulları ve anaokullarını yeniden açmaya karar vermiştir.
  • ABD’nin Kolorado eyaletinde yapılan bir serolojik çalışmanın ilk sonuçlarına göre, Kovid-19’un ölümcüllüğü, 5-20 kat abartılı tahmin edilmiş olup, normal bir grip ile, bir grip salgını aralığında kalacağı muhtemeldir.
  • Viyana Tıp Fakültesi tarafından yürütülen bir çalışma, Kovid-19 ölümlerinin yaş ve risk profilinin normal ölüm sayılarına benzer olduğu sonucuna varmıştır.
  • Tıbbi Viroloji Dergisi’nde (Journal of Medical Virology) yayınlanan bir çalışma, uluslararası olarak kullanılan korona virüsü testlerinin güvenilmez olduğu sonucuna varmıştır: Önceden bilinen hatalı pozitif sonuçlar sorununa ek olarak, bir de “potansiyel olarak yüksek” hatalı negatif sonuçlar oranı vardır, yani, testler bazı hastalarda bir kez çalışıp, sonra çalışmazken, belirtiler gösteren bireylerde bile yanıt vermemektedir. Bu durum, başka grip benzeri hastalıkları, sonuçların dışında tutmayı daha da zorlaştırmaktadır.
  • İsviçreli bir biyofizikçi, ABD, Almanya ve İsviçre’deki pozitif testlerin artış hızını şu ana kadar ilk kez değerlendirmiş ve grafik olarak göstermiştir. Sonuçta, bu ülkelerdeki pozitiflerin sayısı eksponansiyel (giderek hızla artan) değil, yalnızca hafifçe yükselmektedir.
  • ABD’li araştırmacılar, yerel hava kirliliğinin Kovid-19’dan ölme riskini büyük ölçüde artırdığı sonucuna varmıştır. Bu da daha önce İtalya ve Çin’de yapılmış olan çalışmaları doğrulamaktadır.
  • WHO, Mart ayı sonunda, daha önceki varsayımların aksine, Kovid-19’un (“havadan”) aerozollerle bulaşmadığı sonucuna varmıştır. Bulaşma esasen doğrudan dokunma veya damlacık enfeksiyonu (öksürme, hapşırma) yoluyla olmaktadır.
  • Alman-Amerikalı epidemiyoloji profesörü Knut Wittkowski, yeni bir söyleşide, Kovid-19 salgınının birçok ülkede çoktan düşüşe geçmiş ya da hatta “çoktan bitmiş” olduğunu”, sokağa çıkma yasaklarının da çok geç geldiğini ve ters etki yaptığını ileri sürmektedir.
Avrupa Ölüm Sayıları İzleme

Avrupa ölüm sayıları izleme, bir takım Avrupa ülkelerinde şimdi, 65 yaş-üstü gruptaki ölümlerin sayısında net bir artış tahmini gösteriyor. Almanya ve Avusturya dahil bazı ülkelerde ise bu yaş grubundaki ölüm sayıları hala normal aralıktadır (hatta normalin daha altındadır).

Kısmen artan ölüm sayılarının tek başına korona virüsünden mi yoksa (örneğin, izolasyon, stres, iptal edilen ameliyatlar, vb.) bazen aşırıya kaçan önlemlerden de mi kaynaklandığı ve ölüm sayılarının yıllık olarak bakıldığında yine de artmış olup olmayacağı sorusu halen cevaplanmayı bekliyor.

65 yaş-altı gruplar arasında, şu ana kadar yalnızca İngiltere’deki ölüm sayılarında, daha önceki grip dalgalarına oranla daha fazla bir tahmini artış vardır. Testleri pozitif çıkmış olarak ölenlerin yaş ortalaması, İtalya’da 80, Almanya’da 83, İsviçre’de 84’tür.

İsviçre
  • Federal Halk Sağlığı Ofisi’nin son raporu na göre, testleri pozitif çıkmış olarak ölenlerin yaş ortalaması şimdi 84’tür. Hastaneye yatırılmış hastaların sayısı ise sabit kalmıştır.
  • Zürih’teki ETH üniversitesinde yapılan bir çalışmada, İsviçre’deki enfeksiyon oranının, tahminen genel hijyen ve gündelik önlemlere bağlı olarak, “tecrit” ilanından birkaç gün önce 1 sabit değerine düştüğü bulunmuştur. Eğer bu sonuç doğruysa, “tecrit” ’in manasının temelden sorgulanmasını gerektirir. (Araştırma ile ilgili)
  • İsviçre’deki Infosperber dergisi, yetkililerin ve medyanın bilgilendirme politikasını eleştirmektedir: “Yetkililer bilgilendirme yapmak yerine bir Halkla İlişkiler kampanyası yürütüyor”. Yanıltıcı rakamlar ve grafikler, en azından kısmen gerekçesi olmayan bir korkuyu yaymak üzere kullanılmaktadır.
  • İsviçre tüketiciyi koruma dergisi Ktipp de bilgilendirme politikasını ve medya haberlerini eleştirmektedir: “Yetkililer yanıltıcı bilgi veriyor”.
  • İsviçreli bir araştırmacı Federal Halk Sağlığı Ofisi’nin en son Kovid-19 raporunu analiz etmiş ve son derece eleştirel bir sonuca varmıştır: Bu rapor “bilimsel olarak dengesiz, dayatmacı ve yanıltıcı” ‘dır. Gerçekler hesaba katıldığında, yetkililerin aldığı önlemler “sorumsuzdur ve korku uyandırıcı” ‘dır.
  • İsviçre Sağlık Bakanı’na yazdıkları bir açık mektupta, İsviçreli doktorlar, “herşeyden önce medya tarafından pompalanan tehdit senaryosu ile yaşanan gerçek arasındaki tutarsızlık” ‘tan söz ediyorlar. Genel nüfus içinde gözlenen Kovid-19 vakaları çok az sayıda ve çoğunlukla hafif seyrediyor, fakat toplumdaki “anksiyete bozuklukları ve panik ataklar” artıyor ve birçok hasta önemli muayene randevularına gelmeye cesaret edemez halde. “Anladığımız kadarıyla, bu da tehlikelilik boyutu, İsviçre’de yalnızca medyada ve kafalarımızda varolan bir virüs yüzünden.”
  • Çok düşük hasta yükü nedeniyle, İsviçre ve Almanya’da bulunan birçok klinik artık kısaltılmış mesai yapacaklarını duyurdu. Hasta sayısındaki düşüş %80’e varmış durumda.
  • İsviçreli fizyoloji ve nöroşirürji emeritus profesörü Dr. Daniel Jeanmonod, yaptığı analizde şu tavsiyelerde bulunuyor: “Enine boyuna düşünün, doğru düzgün bilim yapın ve paniklemeyin!
  • İsviçreli doktor Dr. Paul Robert Vogt, Kovid-19 konusunda çok kez paylaşılan bir makale yazmıştır. “Sansasyon peşindeki basın” ‘ı eleştiriyor, ama aynı zamanda bunun “sıradan bir grip” olmadığı uyarısında bulunuyor. Halbuki doktor Vogt, bazı noktalarda yanılıyor: ölümcüllük oranı ve yaş ortalaması çoğunlukla ana değişkenler olup, korona virüslü / korona virüsünden ayrımının yapılması gereklidir; solunum maskeleri ve solunum cihazları bir çok vaka için uygun değildir (aşağıya bkz.) ve sokağa çıkma yasakları sorgulanabilir nitelikte ve olasılıkla aksi etki yapan önlemlerdir.
Almanya ve Avusturya
  • Alman sağlık uzmanları yeni bir çalışmada Federal Hükümet’in kriz politikasını eleştiriyor. Uygulanan kısmi kapatma yüzünden toplumdaki uzun vadeli tahribattan söz ediyorlar. Robert Koch Enstitüsü tarafından yayınlanan rakamlar “yalnızca sınırlı bir önem taşıyor”.
  • Alman Patologlar Federe Birliği, “korona ölümleri” ‘nde (gerçek ölüm nedenini belirlemek üzere) zorunlu otopsi talebinde bulunuyor ve böylece sözde aşırı tehlikeli olduğu için otopsi yapılmaması yönündeki “Robert Koch Enstitüsü’ tavsiyesi” ‘ne katılmayıp aksini iddia ediyor.
  • Dr. Martin Sprenger, “sivil ve bilimsel fikir özgürlüğünü geri kazanmak” için Avusturya Sağlık Bakanlığı’nın Korona Uzman Konseyi’ndeki konumundan istifa etti. Dr. Sprenger, daha önce hükümeti, başka konular nedeniyle de virüsün farklı toplumsal gruplar için oluşturduğu riskler arasında yeterince ayrım gözetmediği ve aşırı geniş kapsamlı önlemler aldığı için de eleştirmişti: “Başka akut ve kronik hastalıklara yetersiz bakım yapılması yüzünden sağlıklı yaşanacak yıl kaybının, Kovid-19 yüzünden sağlıklı yaşanacak yıl kaybının 10 katını aşmamasına dikkat etmeliyiz.
  • Almanya’daki bir bakım evinde yaşayan 84 yaşında bir erkeğe yapılan Kovid-19 testi pozitif çıkmış, sonra da bütün bakım evi karantinaya alınmış ve herkese test yapılmıştı. Halbuki, sonradan ilk test sonucunun hatalı olduğu ortaya çıkmıştır.
İskandinavya
  • Norveç’te Tabip Odası’nın Sağlık Bakanı’na yazdığı açık mektupta, normal hastalar artık muayene ve tedavi edilmediği için, alınan önlemlerin virüsten daha tehlikeli olabileceği kaygısı dile getiriliyor.
  • İsveçli bir yazar, İngiliz yayın organı Spectator’da şöyle demektedir: “Kitlesel bir deney yürüten İsveç değildir. Bunu yapan diğer bütün ülkelerdir.”
  • Hamburg Üniversite Hastanesi Müdürü Profesör Ansgar Lohse, bir söyleşide şunları söylemiştir: “Benim görüşüme göre, İsveç’in aldığı önlemler dünyadaki en rasyonel olanlarıdır. Tabii ki bunun psikolojik olarak sürdürülüp sürdürülemeyeceği sorusu ortaya çıkıyor. Başlangıçta, İsveçlilerin önemli ölçüde fazla ölümle başa çıkması gerekecek, ama sonra orta ve uzun vadede bunlar önemli ölçüde azalacak. İsveçliler tutumlarını sürdürebilirlerse, bunun faturası bir yıl içinde ortaya çıkacak. Ne yazık ki virüsün yarattığı korku, çoğunlukla politikacıları hiç de mantıklı olmayan hareketlere zorluyor. Politikalar medyadaki imgelerle de yönlendiriliyor.”
  • İsveç baş epidemiyoloğu Anders Tegnell, Kovid enfeksiyonları açısından Stokholm, artık bir “düzlük” ‘e ulaşmıştır. (İsveç ile ilgili daha fazla haber)
ABD ve Asya
  • ABD’de yetkililer şimdi, tüm pozitif testli ölümlerin de pozitif test sonucu olmayan kuşkulu vakaların da “Kovid ölümleri” olarak kaydedilmesini tavsiye ediyor. Minnesota senatörü bir doktor, bunun ölümleri manipüle etmekle eşdeğer olacağını açıkladı. Dahası, hastalarını Kovid-19 hastası olarak bildirmeleri için hastanelere maddi teşvik verilecek. (Bu konu ile ilgili biraz mizah).
  • Washington eyaletinde Seattle yakınlarındaki Kovid-19 sahra hastanesi, açıldıktan yalnızca 3 gün sonra hiçbir hasta kabul etmeden kapatıldı. Bu Wuhan yakınlarında çok kısa zamanda kurulan, çoğunlukla düşük kapasitede kullanılan ya da boş bile kalan, sonra da sökülen hastanelerin durumunu hatırlatıyor.
  • Birçok medya kuruluşu, New York yakınlarındaki Hart Adası’nda sözde “korona toplu mezarları” olduğunu bildirdi. Bu haberler iki açıdan yanıltıcıdır: birincisi, Hart Adası çok uzun zamandır ABD’nin en iyi bilinen “fakir mezarlıkları” ‘ndan biridir, ikincisi ise New York valisi toplu mezar planlarının olmadığını, fakat “sahiplenilmeyen” (yani, akrabaları olmayan) ölülerin Hart Adası’nda gömüleceğini açıklamıştır.
  • Hindistan’ın önde gelen epidemiyologlarından biri “Ay’a kaçmamız mümkün değil” demiştir. Kendisi toplumda doğal bağışıklığın hızla geliştirilmesini önermektedir.
Kuzey İtalya

Kuzey İtalya’ya ilişkin, birçok potansiyel risk etkeni daha önce burada tartışılmıştı.

Lombardiya’da, en başta da daha sonra hastalığın en yoğun görüldüğü bölgeler olan Bergamo ve Brescia’da, Kovid-19 salgının ortaya çıkmasından hemen önceki aylarda grip ve menenjit hastalıklarına karşı iki büyük aşılama kampanyası yürütüldüğü doğrudur. Bu tür aşıların korona virüsü enfeksiyonu ile etkileşimi teorik olarak muhtemel olsa da bu şu anda kabul edilmiş değildir.

Geçmişte kuzey İtalya’da, kanserli akciğer hastalığı riskini artıran yüksek düzeyde asbeste maruz kalma olayı da yaşanıyordu. Fakat bunun da Kovid-19 ile doğrudan bağlantısı yoktur.

Yine de kuzey İtalya’daki halkın, akciğer sağlığını bozan ve solunum yolu hastalıklarına özellikle yatkın hale getiren yüksek düzeyde hava kirliliği ve zararlı başka etkenlere uzun süredir maruz kaldığı genel olarak doğrudur.

Kuzey İtalya’daki Hava Kirliliği (NO2) – Şubat 2020 (ESA)
İsviçreli Başhekim Pietro Vernazza

İsviçreli Enfeksiyoloji başhekimi Profesör Pietro Vernazza, Kovid-19 ile ilgili çalışmalar üzerine dört yeni makale yayınlamıştır.

  • İlk makale; çocukların Kovid hastalığına yakalanmamaları ve (gripteki durumun aksine) virüsün taşıyıcısı da olmamaları nedeniyle, okul kapatmaların yararına ilişkin bir tıbbi kanıtın hiçbir zaman olmadığı gerçeği ile ilgilidir.
  • İkinci makale; maskelerin belirtiler gösteren (özellikle öksürük) hastaların virüs yaymalarını azaltabilmek dışında belirgin bir etkisi olmadığı gerçeği ile ilgilidir. Bunu dışında maskeler daha çok semboliktir veya bir “medya yutturmacası” ‘dır.
  • Üçüncü makale; kitlesel testler yapılması konusunu ele almaktadır. Profesör Vernazza’nın vardığı sonuç şöyledir: “Bir solunum yolu hastalığı belirtileri gösteren kim varsa evde kalır. Grip için de bu böyledir. Test yapmanın ek bir değeri yoktur.”
  • Dördüncü makale; Kovid-19 risk grupları konusunu ele almaktadır. Mevcut bilgiye göre, bunlar yüksek tansiyonu olanlardır – Kovid-19 virüsünün kan basıncını ayarlamaktan da sorumlu olan hücre reseptörlerini kullandığından kuşkulanılmaktadır. Buna karşın, şaşırtıcı biçimde, bağışıklık zafiyeti olanlar ve (bağışıklık sistemleri doğal olarak düşük olan) hamile kadınlar risk altında değildir. Aksine, Kovid-19’un riski, genelde bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesidir.
Yoğun Bakım veya Palyatif (yatıştırıcı) Bakım

Almanya’da bir doktor kendisiyle yapılan söyleşide şunları anlatmıştır: Ciddi biçimde etkilenenler genelde, daha önceden birden çok hastalığı bulunan yaşlılar olduğu için, Kovid-19 “bir yoğun bakım hastalığı değildir”. Bu insanlara, zatürreye yakalandıkları zaman, “her zaman palyatif bakım yapılmıştır (yani, ölümlerine eşlik edilmiştir)”. Buna karşın, bir Kovid-19 tanısı ile artık yoğun bakım vakaları olarak ele alınıyorlar, ama “tabii ki hastalar yine de kurtarılamıyor.”

Uzman, birçok karar vericinin şu anki davranışlarını “panik modu” olarak tarif ediyor. Mevcut durumda, Almanya’daki yoğun bakım yatakları halen görece boş olup, suni solunum cihazları da boştadır. Hastane yöneticileri, pek yakında maddi nedenlerle yaşlıları kabul etme fikrini keşfedebilirler. “Koğuşlar 14 gün içinde, kurtarılması mümkün olmayan, birden çok kronik hastalıktan muzdarip yaşlılarla dolup taşacak. Bir kez makinelere bağlandıklarındaysa bir daha o makineleri kimin durduracağı meselesi ortaya çıkacak, çünkü bu cinayet olarak kabul edilecek.” Doktor, bu durumu açgözlülükten kaynaklanan bir “etik facia” ‘nın izleyebileceği uyarısında bulunuyor.

Kovid-19 ile Suni Solunum

Kovid-19 hastaları için dünya çapında bir suni solunum cihazı telaşı olmuş ve hala olagelmektedir. Bu site; sert bir müdahale olan suni solunumun (entübasyon) çoğu vakada aksi etki yapabildiği ve hastalara yarardan çok zarar verebildiği gerçeğine dünyada ilk dikkat çekenlerden biriydi.

Sert bir müdahale olan suni solunum başta tavsiye edilmişti, çünkü düşük oksijen düzeyleri, hatalı olarak, akut solunum (akciğer) iflası olduğu sonucuna varılmasına yol açmıştı ve daha nazik, sert-olmayan, teknikler kullanılırsa virüsün aerozoller aracılığıyla yayılabileceği korkusu vardı.

Bu arada, ABD’de ve Avrupa’da önde gelen birçok göğüs hastalıkları uzmanı ve yoğun bakım doktoru, sert bir müdahale olan suni solunuma karşı görüş bildirmiş ve daha nazik yöntemler veya hatta Güney Kore’de başarıyla kullanılmış olan oksijen terapisini önermiştir.

Politik Gelişmeler
  • Amerikan Güvenlik Kurumu’nu (NSA) medyaya ifşa eden Edward Snowden kendisiyle yapılan yeni bir söyleşide, hükümetlerin korona virüsünü bir “tahakküm mimarisi” inşa etmek amacıyla kullandığı uyarısında bulunuyor.
  • Apple ve Google, yetkililerin toplum içindeki bağlantıları izlemesini sağlayacak olan ve “temas izleme” denilen bir özelliği, kendi mobil işletim sistemlerine katmak üzere ulusal yetkililerle birlikte çalışacaklarını duyurdular.
  • Alman anayasa hukuku uzmanı Uwe Volkmann, ARD televizyonuna verdiği demeçte, meslektaşları arasında Korona önlemlerinin anayasaya uygun olduğunu düşünen “hiç kimse” olmadığını söyledi.
  • İtalyan hükümeti, İnternet’te Kovid ile ilgili yalan haberleri “elimine etmek” için bir “görev gücü” oluşturdu. Buna karşın, ifade özgürlüğünün “dokunulmadan” kaldığı söylendi.
  • Fransa, Kovid yüzünden, izin verilen duruşma-öncesi tutukluluk sürelerini uzattı ve hakim incelemesini askıya aldı. Baroların şikayetleri reddedildi.
  • Danimarka Nisan ayı başında “daha önce görülmemiş sertlikte acil durum yasaları” ‘nı yürürlüğe soktu: “Sağlık yetkilileri, artık zorunlu testler, zorunlu aşılar ve zorunlu tedaviler yapılmasını emredebilir ve emirlerini yürürlüğe sokmak üzere, polise ek olarak askeri ve özel güvenlik hizmetlerini kullanabilir.”
  • Almanya’nın Kuzey Rhine-Westphalia eyaleti polisi, özellikle yasaklı insan gruplarının aranması için “korona operasyonu” dahilinde drone testleri yapıyor.
  • Almanya’nın Saksonya eyaleti, karantinayı reddedenleri psikiyatri hastanelerine yatırmak istiyor.
  • İsviçreli bir doktor korona önlemlerini eleştirdiği ve yetkilileri sözde tehdit ettiği için tutuklanıp psikiyatrik muayeneye gönderildi.
  • Almanya’da tıp hukuku uzmanı bir avukat, Korona önlemlerine karşı anayasaya aykırılık nedeniyle suç duyurusunda bulundu ve bir polis devleti haline gelme tehlikesine karşı uyarıda bulunan ve gösteriler düzenlenmesini isteyen bir açık mektup yayınladı. Savcılık ve polis bunun üzerine avukat hakkında “ceza alması isteğiyle” soruşturmalar açtı ve kendisine ait websitesi geçici olarak kapatıldı. Anayasaya aykırılıkla ilgili suç duyurusu da reddedildi.
  • Avusturya’da da bir kaç avukat Korona önlemlerine karşı Anayasa Mahkemesi’nde suç duyurularında bulundu. Avukatlar bu önlemlerle temel hakların ve güçler ayrılığının çiğnendiğini ileri sürüyor.
  • Los Angeles belediye başkanı, sokağa çıkma yasaklarını ihlal ederlerse komşularını yetkililere ihbar eden “muhbirler” ‘e bir ödül sözü verdi.
  • ABD’de, çalışan nüfusun %10’unu oluşturan 16 milyonu aşkın insan zaten tecrit yüzünden işsizdir. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre, dünyadaki 3,3 milyar işçinin %80’i şu anda önlemlerden etkilenmiş durumda olup 1,25 milyar işçi şiddetli veya faciaya varan boyuttaki sonuçlardan etkilenecektir.
ABD’deki Haftalık Yeni İşsizlik Başvuruları.

7 Nisan 2020

  • Almanya’daki Robert Koch Enstitüsü’nün hazırladığı özel bir raporda yer alan en son test rakamları, pozitiflerin oranının (yani, pozitif çıkanların test sayısının yapılan test sayısına oranı) medyada gösterilen ekponansiyel (git gide hızlanan) eğrilerden çok daha yavaş yükseldiğini ve Mart ayı sonunda korona virüsleri için oldukça tipik bir değer olan yalnızca %10 olduğunu gösteriyor. Multipolar dergisine göre, bu nedenle, “virüsün tehlike yaratacak bir hızla yayılması gibi bir durum söz konusu olamaz”.
  • Hamburg’daki adli tıp başkanı Profesör Klaus Püschel, Kovid-19 hakkında şu açıklamada bulunmuştur: “Bu virüs hayatımızı aşırı bir biçimde etkiliyor. Bu durum virüsün yarattığı tehditle orantısızdır. Şu anda neden olunan astronomik ekonomik yıkım da virüsün oluşturduğu tehlike ile orantılı değil. Korona ölüm sayılarının yıllık ölüm sayıları içinde bir doruk olarak bile görünmeyeceğine ikna olmuş durumdayım.” Örneğin Hamburg’da, “daha önceden hasta olmayan tek bir kişi bile” virüsten ölmüş değil: “Şu ana kadar incelediğimiz kişilerin hepsinde kanser, kronik bir akciğer hastalığı, aşırı sigara tüketimi veya obezite vardı; diyabet veya bir kalp damar hastalığından muzdariptiler. Bu virüs adeta bardağı taşıran son damladır. “Kovid-19 yalnızca sıradışı vakalarda ölümcül bir hastalıktır, ama çoğu vakada ağırlıklı olarak zararsız bir viral enfeksiyondur.”Buna ek olarak,Dr. Püschel şunları söylemiştir: Çok az sayıdaki vakada ise şu anki korona enfeksiyonunun ölümcül sonuçlarla hiçbir ilgisi olmadığını, çünkü örneğin bir beyin kanaması veya bir kalp krizi gibi, başka ölüm nedenleri olduğunu gördük. Adli tıp uzmanı Dr. Püschel, Korona’nın kendisinin “özellikle tehlikeli bir viral hastalık olmadığını” söylüyor. Somut muayene sonuçlarına dayanan istatistikler yapılmasını istiyor.
  • “Uzmanlarca incelenmemiş herbir ölüm ile ilgili bütün spekülasyonlar yalnızca tedirginliği artırıyor.” Robert Koch Enstitüsü kurallarının aksine, Hamburg son zamanlarda “korona virüslü” ve “korona virüsünden” ölümler arasında ayrım yapmaya başladı. Bu ise Kovid-19 ölüm sayılarının düşmesine yol açmaktadır.
  • Alman virolog Hendrik Streeck, şu anda Kovid-19 patojeninin dağılımı ve bulaşma yollarını belirlemek üzere bir pilot çalışma yürütüyor. Bir söyleşide şu bilgileri vermektedir: “Heinsberg bölgesinde ölmüş olan 40 kişiden 31’inin vakalarını yakından inceledim ve bu insanların ölmelerine fazla şaşırmadım. Ölenlerden biri 100 yaşını aşmıştı, bu nedenle de basit bir soğuk algınlığı bile ölümüne yol açabilirdi.” Başlangıçtaki varsayımların aksine, Streeck, kapı kollarından ve benzerinden bulaşma (yani, “smear” enfeksiyonu) olduğunu kanıtlayabilmiş değildir.
  • İsviçre’de hastaneler çok düşük kapasite kullanımı yüzünden birbiri ardına kısaltılmış mesai yapılacağını duyurmaya başladı: “Tüm bölümlerdeki çalışanların çok az işi var ve bu durum bir ilk adım olarak fazla mesaiyi ortadan kaldırdı. Artık kısaltılmış mesai de kayıtlara geçiyor. Bunun maddi sonuçları çok ciddi.“ Bir hatırlatma olarak, Zürih’teki ETH Üniversitesi tarafından yapılmış gerçekçi olmayan aşırı varsayımlara dayalı bir çalışma, İsviçre’deki kliniklerde 2 Nisan itibariyle darboğaza girileceğini öngörmüştü. Şu ana kadar hiçbir yerde böyle bir şey olmadı.
  • İsviçre’de, 2017 yılı başında dikkat çekici bir grip dalgası vardı. O sırada, yılın ilk 6 ayında 65-yaş-üstü nüfusta neredeyse 1500 fazladan ölüm oldu. Normalde, İsviçre’de her yıl %95’i 65 yaşının üzerinde olan yaklaşık 1300 kişi zatürreden ölmektedir. Bununla kıyaslandığında, şu anda İsviçre’de Kovid-19’lu (Kovid-19’un neden olduğu değil) toplam 762 ölüm olduğu bildirilmiştir.
  • Almanya çevre laboratuvarı müdürü; kuzey İtalya’daki Lombardiya bölgesi sakinlerinin, herkesçe bilinen yüksek bir lejyonella (çev. notu: Lejyoner Hastalığı’na yol açan bakteri) kirliliğinden dolayı, Kovid-19 gibi viral enfeksiyonlardan özellikle kolay etkilendiklerinden kuşkulanıyor: “Akciğerler, mevcut durumda olduğu gibi, bir viral enfeksiyon yüzünden zayıf düşmüşse, bakterilerin işi kolaylaşır, hastalığın seyrini olumsuz yönde etkileyebilir, komplikasyonlara yol açabilir.” Lombardiya’da bölgesel zatürre salgınları, lejyonella bakterisi bulaşmış buharlaşma yoluyla çalışan soğutma sitemleri yüzünden zaten geçmişte de olmuştur.
  • Çin’den alınan haberlere dayanarak, pozitif testli yoğun bakım hastaları için vakit kaybetmeden uygulanması öngörülen sert bir müdahale olan entübasyon (tüp/hortum yerleştirilmesi) ile suni solunuma dayanan tıbbi protokoller dünyanın dört bir yanında kabul edilmişti. Protokollerde daha yumuşak bir uygulama olan maske aracılığıyla yapılan suni solunumun yeterince güçlü olmadığı belirtilirken, bu yöntemle “tehlikeli virsüslerin” aerozoller (havada asılı kalan çok küçük tanecikler) yoluyla yayılma riskinin de bulunduğu vurgulanıyor.
    Halbuki Mart ayı gibi erken bir tarihte bile, Alman doktorlar entübasyonun akciğerlerde ek tahribata yol açabileceğine ve toplamda başarı şansının düşük olduğuna işaret etmişti. Bu sırada, ABD’deki doktorlar da entübasyonu, hastalara “faydadan çok zarar getiren bir yöntem” olarak tarif etmiştir. Hastalar çoğunlukla akut akciğer iflasından değil de artırılan basınçla yapılan suni solunum nedeniyle daha kötüye giden bir tür “yüksek irtifa hastalığı” ‘ndan zarar görmektedir. Şubat ayında Güney Kore’li doktorların bildirdiğine göre, durumu kritik olan Kovid-19 hastaları, bir suni solunum cihazı olmaksızın yapılan, oksijen tedavisine iyi cevap veriyor. Yukarda söz edilen Amerikalı doktor, ek akciğer tahribatına yol açmamak için, suni solunum cihazı kullanımının acilen yeniden gözden geçirilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.
  • ABD’nin resmi Kovid-19 öngörüleri şu ana kadar, hastaneye yatacak hasta sayısını 8 kat, ihtiyaç duyulacak yoğun bakım yatağı sayısını 6,4 kat ve ihtiyaç duyulacak suni solunum cihazı sayısını 40,5 kat abartılı tahmin etmiştir.
Ek notlar
  • Kovid-19 paniğini eleştirenlerin, uluslararası tanınmış ve ilk örneklerinden biri olan Dr. Wolfgang Wodarg’ın websitesi, Alman hizmet sağlayıcı Jimdo tarafından bugün birkaç saatliğine silinmiş, fakat güçlü protestoların ardından yeniden online olmuştur. Geçici kapatmanın genel şikayetlerden mi yoksa siyasi bir talimat yüzünden mi olduğu bilinmiyor.
  • Başbakan Angela Merkel’e bir Açık Mektup yazmış olan emeritus profesör Dr. Sucharit Bhakdi’nin üniversitedeki eposta adresi, daha önce kapatılmış, protestolardan sonra ise yeniden açılmıştır.
  • Danimarka Parlamentosu 2 Nisan’da, hükümetin koymuş olduğu kurallara uymayan bilgilerin yayınlanmasını yasaklayan ve websitelerinin silinmesine ve yazarlarının hapse atılmasına izin veren yeni bir yasa çıkarmıştır. Bazı yorumcular bunun sonucunda hemen geri çekilmiştir.
  • Almanya’da bilim ve tıp konularında yazan gazeteci Robert Schröder, bir makalesinde mesleğinin mevcut krizde tümüyle sekteye uğramakta olduğunu belirtmiştir: “Eleştirel, tarafsız bir Dördüncü Güç olarak, erk sahiplerini denetlemesi gereken bir meslek; nasıl olur da izleyicilerinin içinde bulunduğu kolektif isteriye, ışık hızında ve neredeyse oybirliği ile yenik düşebilir; sahibinin sesi olmaya, hükümet propagandasına ve uzmanların tanrılaştırılmasına kendini böyle teslim edebilir. Bu benim için anlaşılmaz bir hal, midemi bulandırıyor, artık canıma yetti, utanç içinde bu değersiz gösteri ile aramdaki ilişkiyi kopartıyorum.
  • Şu anda, insanlığın üçte biri “tecrit” altında, ki bu da İkinci Dünya Savaşı sırasında dünyada yaşayan insan sayısından daha fazladır.
  • ABD’de, işsizlik parası başvurularının sayısı hızla artarak 6 milyonu aşmıştır (bkz. Grafik), bu ise 1929’daki Büyük Bunalım’dan bu yana eşi benzeri olmayan bir rakamdır.
  • Yüzü aşkın insan hakları ve sivil özgürlükler kuruluşu, “korona krizi” ‘nin insanlığı bir sürveyans (gözetleme) devleti haline getirdiği uyarısında bulunuyor. Twitter’da #covid19 hashtag’inin yerini, kısmen #covid1984 hashtag’i aldı.
  • ABD’li jeostratejist Henry Kissinger, Wall Street gazetesinde şöyle yazıyor, “Korona virüsü pandemisi dünya düzenini sonsuza dek değiştirecek”. ABD, bir yandan “yeni bir dönem için acil planlama çalışmaları” ‘na başlarken, yurttaşlarını hastalıktan “korumak” zorundadır.

5 Nisan 2020

  • New York’ta yaşayan uluslararası üne sahip epidemiyoloji profesörü Knut Wittkowski, kendisiyle yapılan 40 dakikalık bir söyleşide, Kovid-19 ile ilgili olarak alınan önlemlerin tümünün ters etkili olduğunu açıklıyor. “Sosyal mesafe”, okulların kapatılması, “tecrit”, maskeler, kitlesel testler ve aşılar yerine, hayat olabildiğince sekteye uğratılmadan devam etmeli ve bağışıklık olabildiğince hızlı oluşturulmalıdır. Şu ana kadarki tüm bulgulara göre, Kovid-19 daha önceki grip salgınlarından daha tehlikeli değildir. Şimdiki izolasyon sadece daha sonra “ikinci bir dalga” ‘ya neden olacaktır.
  • İngiliz tıp dergisi British Medical Journal (BMJ), Çin’e ait en son verilere göre testleri yeni pozitif çıkmış bireylerin %78’inin hiçbir belirti göstermediğini bildiriyor. Oxford Üniversitesi’nden bir epidemiyolog, bu bulguların “çok çok önemli” olduğunu söylemiş ve sözlerine ek olarak şunu söylemiştir. Eğer bu sonuçların temsil gücü varsa “o zaman şu soruyu sormak zorundayız: ‘Ne demeye tecrit altındayız?’”.
  • Viyana Tıp Fakültesi Genel ve Aile Hekimliği Bölümü Başkanı ve Kanıta Dayalı Tıp Ağı yönetim kurulu başkanı Dr. Andreas Sönnichsen, şu ana kadar dayatılan önlemleri “delilik” olarak değerlendiriyor. “Virüsün etkileyeceği az sayıdaki kişiyi korumak” için tüm ülke felç edilmektedir.
  • Dünyada bir ilk olarak, İsveç hükümeti, korona virüslü ölümler ile korona virüsünden ölümleri resmen ayırdedeceklerini açıklamıştır, bunun ise bildirilen ölüm sayısında bir azalmaya yol açması gerekecektir. Bu arada, her nedense, serbestlikten yana olan stratejisini terketmesi için İsveç’in üzerindeki uluslararası baskı sürekli olarak artıyor.
  • Hamburg sağlık müdürlüğü, yalnızca “gerçek” korona ölümlerini saymak üzere artık pozitif-testli ölümleri adli tıbba inceletmektedir. Bunun sonucunda, ölümlerin sayısı şimdiden Robert Koch Enstitüsü’nün resmi rakamlarıyla karşılaştırıldığında %50’ye varan bir oranda azalmıştır.
  • 2018 gibi erken bir tarihte bile, Alman Doktorlar Dergisi’nde, kuzey İtalya’da yetkilileri endişelendiren “çok sayıda zatürre vakası” ‘ndan söz ediliyordu. O zamanlar, buna yol açabilecek nedenlerden biri olarak kirlenmiş içme sularından kuşkulanılmıştı.
  • Alman Eczacılık Gazetesi, mevcut durumda hastaların sık sık “daha önceden solunum yollarında belirtiler ortaya çıkmadan ciddi biçimde hastalandıklarına, hatta öldüklerine” işaret etmektedir. Nörologlar bu durumda, korona virüslerinin aynı zamanda sinir hücrelerini de tahrip edebildiğinden kuşkulanıyor. Halbuki, bunun bir diğer açıklaması, çoğunlukla bakıma muhtaç olan bu hastaların aşırı stresten öldükleri olabilir.
  • İsviçre’ye ait en son rakamlara göre, testleri pozitif çıkan hastalarda en çok görülen belirtiler, ateş, öksürük ve solunum güçlüğüyken, bunların %43’ü ya da yaklaşık 900 kişi zatürre geçirmektedir. Halbuki bu vakalarda bile, soruna korona virüsünün mü yoksa başka hastalık yapıcıların mı yol açtığı a priori (test öncesi) açık değildir. Testleri pozitif çıkanların yaş ortalaması 83 olup, yaş aralığının üst sınırı 101’e çıkmaktadır.
  • “In Proportion” adlı İngiliz projesinde Kovid-19 “ile” ölüm sayıları, gripten ölümlerin sayısı ve tüm nedenlerden ölümlerin sayısı ile karşılaştırmalı olarak izlenmektedir.
  • ABD’nin Indiana eyaletindeki zihin sağlığı ve intihar acil yardım hattına gelen aramalar, tecrit ve ekonomik etkileri nedeniyle %2000’den fazla artarak, günde 1000’den 25.000’e çıkmıştır.
  • Tıp uzmanları portalı Rxisk, çeşitli ilaçların bazı vakalarda korona virüsleri kapma riskini %200’e kadar artırabildiğine işaret ediyor.
Yeni Notlar
  • İngiliz gazeteci Peter Hitchens, “Büyük Biraderi Seviyoruz” başlıklı bir makalede, önceleri eleştiride bulunan insanların bile, ortada tıbbi kanıt olmamasına rağmen, nasıl “korkuyla enfekte olduğunu” anlatıyor. Söyleşide, temel haklar tehdit altında olduğu için eleştiri yapmanın “ahlaki bir görev” olduğunu açıklıyor.
  • Alman tarihçi René Schlott, “Polis devletiyle randevu” ile ilgili şunları yazmıştır: “Bir kitap satın almak, parktaki bir bankta oturmak, arkadaşlarla buluşmak, – ki bunlar şu anda yasak – kontrol altında ve ihbar ediliyor. Demokratik hakların korunumu baltalanmış durumda. Bu iş nerede nasıl bitecek?“
  • Birçok alman hukuk firması yürürlüğe sokulan önlemler ve kurallara karşı davalar açmaya hazırlanıyor. Bir tıp yasası uzmanı yaptığı basın açıklamasında şöyle demektedir: “Federal ve merkezi hükümetlerin aldığı önlemler açıkça anayasaya aykırıdır ve Almanya’daki yurttaşların bir dizi temel hakkını daha önce olmadığı ölçüde çiğnemiştir. Bu, 16 federal eyaletin tüm korona düzenlemeleri için geçerlidir. Esas olarak, bu önlemler birkaç gün önce bir çırpıda değişitirilmiş olan, Enfeksiyon Korunum Yasası’nca haklı kılınamaz. (…) Çünkü elimizdeki rakamlar ve istatistikler, korona enfeksiyonunun toplumun %95’inden fazlası için zararsız olduğunu, bu nedenle de genel kamuoyuna ciddi bir tehdit oluşturmadığını gösteriyor.”
  • Alman hükümetine ait dışarıya sızdırılmış bir gizli strateji belgesi Alman hükümetinin görünüşe göre, medya ve bazı biliminsanları ile beraber, insanları bir “en kötü durum senaryosu” ‘ndan korkutarak bir “şok stratejisi” izlediğini göstermektedir. Virüsün kendileri için büyük ölçüde zararsız olduğu genel nüfus “acı çekerek boğulma” ‘ya karşı uyarılmalıdır; oyun bahçelerinde oynayan çocuklar ebeveynlerinin “acılar içinde ölüm” ‘üne yol açabilirler.
  • Profesör Sucharit Bhakdi’nin Başbakan Merkel’e yazdığı Açık Mektup artık Almanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Türkçe, Hollandaca ve Estonyaca olarak mevcuttur ve diğer diller de bunları izleyecektir.
  • Amerikan Güvenlik Kurumu’nu (NSA) medyaya ifşa eden Edward Snowden, kendisiyle yapılan yeni bir söyleşide, temel hakların uğradığı tahribat ölümcül ve kalıcıyken, Kovid-19’un tehlikeli ama geçici olduğu uyarısında bulunuyor.

3 Nisan 2020

ABD Yurttaş gazeteciliği yapanların çektiği yeni videolarda da ABD medyası tarafından “savaş alanı” diye tarif edilen hastanelerin aslında hala nasıl çok sakin olduğu görülüyor.

AvusturyaMedyada çıkan bir haberde belirtildiği gibi, Avusturya’da da “korona ölümleri” sanki “fazla özgürce” tanımlanıyor: “Virüsü kapmışsanız, ama başka bir şeyden ölürseniz, yine de koronadan ölmüş sayılıyor musunuz? Avusturya Sağlık Bakanlığı Korona Görev Gücü üyelerinden Rudi Anschober ve Bernhard Benka bu soruyu, evet, diye yanıtlıyor. “Şu anda açık bir kural var: Koronalı ölümler de koronadan ölümler de aynı istatistik başlığı altında sayılıyor.” Hastanın gerçekten neden öldüğü konusunda hiç ayrım yapılmıyor. Başka bir deyişle, femur kemiği boynu kırığı ile ölen 90 yaşında bir insan, ölümünden birkaç saat önce korona virüsü kapmış bile olsa koronodan ölmüş sayılıyor. Bu sadece bir örnek.”

Almanya: Almanya’daki Robert Koch Enstitüsü, aerozollerle damlacık enfeksiyonu riskinin fazla yüksek olduğunu ileri sürerek, testleri pozitif çıkmış ölülerin, otopsilerinin yapılmamasını tavsiye ediyor. Bu ise çoğu vakada, gerçek ölüm nedeninin artık belirlenemeyeceği anlamına geliyor.

Bir patoloji uzmanının bu konudaki yorumu şöyledir: “Kimin aklına bunda bir kötülük olduğu gelirdi ki! Şu ana kadar, patoloji uzmanları için; HİV/AİDS, hepatit, tüberküloz, PRİON hastalıkları, vb. gibi bulaşıcı hastalıklarda bile, uygun güvenlik önlemleriyle otopsi yapmak sıradan bir işti. Dünyanın dörtbir yanında binlerce insanı öldüren ve ülkelerin ekonomilerini gerçekten durma noktasına getiren bir hastalıkta, elimizde yalnızca çok az sayıda otopsi bulgusunun (Çin’de altı hasta) mevcut olması çok dikkat çekici. Hem salgın polisinin, hem de bilim dünyasının bakış açısından, otopsi bulgularına özellikle yüksek düzeyde kamuoyu ilgisi olmalıydı. Halbuki tam tersi oluyor. Testleri pozitif çıkmış bulunan ölülerin gerçek ölüm nedenlerini öğrenmekten mi korkuyorsunuz? Otopsiler yapılsaydı koronaya bağlı bu ölüm sayıları, ilkbahar güneşinde eriyen karlar gibi eriyip gider miydi yoksa?”

İtalya: Rus uzmanlar, Lombardiya’daki bakımevlerinde garip ölümler” olduğunu farkettiler: “Gazete haberlerine göre, Gromo kasabasında korona virüslü olduğu söylenen insanların, sadece uyuyup bir daha uyanmadıkları birkaç vaka kaydedilmişti. Ölenlerde o zamana dek hastalığın hiçbir gerçek belirtisi gözlenmemişti. (…) Bakımevi müdürünün daha sonra, Rusya’nın resmi haber ajansı RIA Novosti’deki bir söyleşide netleştirdiği gibi, ölenlerin gerçekten korona virüsüyle enfekte olup olmadıkları belirsizdir, çünkü bakımevindeki kimse daha önce teste tabi tutulmuş değildir. (…) Rusya’dan gelen doktor ve hemşire ekiplerinin çalıştığı bakımevlerinde, koridorlar, yatak odaları ve yemek odaları dezenfekte edilmektedir.”

Benzer vakalara ait haberler Almanya’dan da gelmiştir: Bakımevinde bu hastalığın belirtilerini göstermeyen hastalar, mevcut sıradışı durumda, birden bire ölüyor ve sonra da “korona ölüleri” olarak kabul ediliyor. Burada da yine şu ciddi soru ortaya çıkmaktadır: Kim virüs nedeniyle ölüyor, kim bazen aşırıya kaçan önlemlerden ölüyor?

Bakım hizmetlileri: Süddeutsche Zeitung gazetesi verdiği habere göre: “Avrupa’nın dört bir yanında bakım hizmetlilerinin artık yaşlıları ziyaret edememesi – ya da çalıştıkları ülkeleri telaşla terkederek evlerine dönmüş olmaları nedeniyle pandemi, yaşlıların evde bakımını tehdit ediyor.”

Son olarak: Stanford Üniversitesi Tıp profesörü Dr. Jay Bhattacharya kendisiyle ile yapılan yarım saatlik söyleşide Kovid-19’a ilişkin “konvansiyonel (klasik) bilgeliği” sorgulamaktadır. Şu anki önlemlere, çok belirsiz ve kısmen güvenilir olmayan veriler esas alınarak karar verilmiştir.

2 Nisan 2020

ABD

Biyofizikçi Scholkmann, ABD’de (dünyanın geri kalanında olduğu gibi) git gide hızlanarak artan şeyin, “enfekte olmuş” insanların sayısı değil, testlerin sayısı olduğu gerçeğini görselleştirmişti. “Enfekte olmuş” insan sayısının test sayısına oranı (%10 ile 20 arasında salınım göstererek) sabit kalmaktadır ki bu da mevcut bir viral salgın iddiasının aksini gösterir. 

Pozitif ve Negatif Testlerin Sayısı (solda) ve pozitif testlerin oranı (sağda) (ABD Verisi)
Almanya

Almanya’daki Robert Koch Enstitüsü’nün eson yayınlanan grip raporu’na göre, akut solunum yolları enfeksiyonlarının sayısı ülke çapında “keskin bir düşüş göstermiştir. “Tüm yaş gruplarına” ait değerler düşmüştür.

20 Mart’a gelindiğinde, hastaneye yatan akut solunum yolları vakalarının toplamı da önemli ölçüde azalmıştır. 80 yaş ve üstü grubunda, vaka sayısı önceki haftaya oranla neredeyse yarıya inmiştir.

İncelenen 73 hastanede, bütün solunum yolları vakalarının %7’sine Kovid-19 tanısı konmuştur. Kovid-19 tanısı oranı 35-59 yaş arası gruplarda %16, 60-79 yaş arası gruplarda ise %13’tür.

Bu rakamlar, diğer ülkelerdeki rakamlarla da korona virüslerinin tipik görülme oranına (%5 ile 15) da uymaktadır.

Genel olarak grip-benzeri hastalıklar (solda) ve hastanelerdeki akut solunum yolu hastalıkları (sağda) (Robert-Koch-Enstitüsü, 13. ve 12. haftalar)


DIE ZEIT gazetesinde yayınlanan bir makale, Almanya’daki yoğun bakım hastaları konusunu ele almıştır:

“Şu anda politikacılar, uzmanlar ve birçok yurttaş, enfekte olan insanların her gün artmakta olan sayısını endişeyle izliyor. Yine de korona krizinin ne kadar kötü olduğunu ve Almanya’yı ne zaman vuracağını değerlendirmek için gereken nihai gösterge bu değildir. Çünkü bu rakamlar başından beri, haftalardır artmakta olan test sayısı nedeniyle çarpıtılmış durumdadır.

Sağlık sistemi üzerindeki yükün ölçülebilmesi için, suni solunuma ihtiyaç duyacak kadar ciddi hasta olanların sayısı özellikle önemlidir. Yeterli suni solunum kapasitesi bulunduğu sürece, bu kişilerin çoğunluğu kurtarılabilir. Yalnızca bu yataklar azaldığında, İtalya’daki gibi bir durum tehdit oluşturabilir.

DIVI kayıtları, şu anda Almanya’daki yoğun bakım ünitelerindeki durumun şimdilik rahatladığını gösteriyor. Grabenhenrich, “Hala rahat bir durumdayız,” demektedir. Ciddi hastaların sayısı, enfekte olan hastalar kadar büyük bir hızla artmıyor, öyle de olsa çok iyi ekipmana sahip çok sayıda yoğun bakım yatağı sunulması yine de mümkün olurdu.”

İsviçre

İsviçre Kamu Sağlığı Ofisi, şu ana kadar %15’inin sonucu pozitif çıkan, yaklaşık 139.330 Kovid-19 testi yapılmış olduğunu bildiriyor. Bu sayı da diğer ülkelerin bilinen değerlerine uygun olup, İsviçre’de de artıyor gibi görünmemektedir.

Sadece medyada sık sık söz edilen test sayısı git gide hızlanarak artıyor, ama “enfekte olan”, hasta ve hatta ölenlerin sayısı artmıyor.

Buna karşın, 31 Mart’ta yeni bir haftalık ölüm sayısı istatistiği yayınlanmıştır ve bu istatistikte ilk kez, 12. takvim haftası için (22 Mart’a kadar) İsviçre’deki 65 yaş üstü grubun toplam ölüm sayısının artacağı tahmini yapılmaktadır (bkz. aşağıdaki grafik). Özellikle, toplam ölüm sayısının haftada 200’e kadar artması beklenmektedir.

Federal Ofis’e göre, bu artış “mevcut salgının bir göstergesi” ’dir. Burada şu sorun ortaya çıkıyor: 22 Mart’a kadar İsviçre’de toplam 106 pozitif-testli ölüm vardır. Haftada 200 ölüm gibi bir artış, ek ölümlerin büyük bölümünün virüsten değil, “karşı önlemler” ‘den kaynaklandığı anlamına gelir.

Bir diğer açıklama ise bir sonraki haftaya (13. hafta) ait yaklaşık 200 pozitif-testli ölümün zaten hesaba katıldığıdır. Bu ise bütün pozitif-testli ölümlerin ek ölümler olarak kabul edildiği anlamına gelir. Halbuki, yaş ve hastalık profiline olduğu gibi uluslalarası deneyime de bakıldığında, bu çok kuşkulu bir varsayım olacaktır.

Nitekim de bu sorumluluğu reddetmek üzere rapora şu satırlar eklenmiştir: “Bu ilk tahminler hala çok şüphelidir, bu nedenle de hiçbir kesin rakam yayınlanamaz”.

Eğer bu pozitif-testli ölümlerin büyük bir bölümünün (yaş ortalaması: 83) ek ölümler olmadığı ortaya çıkarsa, ya toplam ölüm sayıları artmayacak ya da bazı uzmanların korktuğu gibi, aslında alınmış sert önlemler yüzünden artmış olacaktır.

22 Mart 2020’ye kadar haftalık ölüm sayıları (BFS, 31 Mart 2020 veri durumu)

İsviçre’de bir gazete, mevcut toplam ölüm sayılarını önceki yıllarla karşılaştırmalı olarak göstermiştir (bkz. aşağıdaki grafik). Bu ise mevcut ölüm sayısının, eğer gerçekten artmış olsa bile, hala geçmiş yıllarda şiddetli griplerin olduğu kış mevsimi rakamlarının altında olduğunu gösteriyor.

Yıl içindeki haftalık ölüm sayıları. Son tarih 22 Mart, 31 Mart değil (TA)
Ek bilgi
  • Büyük Britanya’ya gitmek üzere yola çıkmış olan virüs test kitleri, korona virüsü bileşenleri içerdikleri için iade edilmek zorunda kalınmıştır.
  • Yüzbinlerce fazladan ölüm olacağı tahmininde bulunan, ama herhangi bir dergi tarafından yayınlanmamış veya gözden geçirilmemiş olan, British Imperial College’a ait inceleme, şu anda artık görüldüğü gibi, büyük ölçüde gerçekçi olmayan varsayımlara dayanıyor.
  • BBC, “Ölümlere Korona virüsü mü yol açıyor?” sorusunu sormuş ve şu yanıtı vermiştir: “Ölümlerin esas nedeni olabilir, katkıda bulunan bir etken olabilir ya da sadece insanlar başka bir şey den ölürlerken vücutlarında bulunuyor olabilir.” Örneğin, 18 yaşında bir erkek ölümünden bir gün önce yapılan virüs testi pozitif çıktıktan sonra, “en genç korona kurbanı” diye, haber yapılmıştı. Halbuki, hastane daha sonra bu gencin önceden var olan ciddi bir hastalıktan öldüğünü açıkladı.
  • Avrupa sağlık otoritesi ECDC, testleri pozitif olan ya da “pozitif olduğu varsayılan” cesetlerin ele alınmasına yönelik çok sıkı kurallar yayınlamıştır. Bugüne dek seyreden çok düşük ölüm oranları göz önüne alındığında, bu tür kurallar tıbbi açıdan sorgulanabilir görünüyor. Buna rağmen, sağlık ve cenaze işleri üzerindeki yükü önemli ölçüde artırmış, aynı zamanda da medyada şiddetli bir etki yapmıştır.
  • Almanya’da devlete ait bir medya kuruluşu, Profesör Sucharit Bhakdi’nin Başbakan Merkel’e yazdığı Açık Mektup’u eleştiren bir yorum yayınlamıştır.
  • 2009 yılında yayınlanan ARTE televizyonuna ait “Korku Tacirleri” adlı belgesel; ağırlıklı olarak özel sektörce finanse edilen Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun, birkaç milyar dolar değerindeki aşılar dünyanın dört bir yanındaki devletlere satılabilsin diye, (“domuz gribi” denilen) hafif bir grip dalgasını nasıl küresel bir pandemi düzeyine “yükselttiğini” anlatıyor. O zamanın başkahramanlarının bazıları, şu anki durumda da yine belirgin biçimde rol oynamaktadır.
  • Britanya Yüksek Mahkemesi eski yargıcı Jonathan Sumption, BBC tarafından yapılan bir söyleşide İngiltere’deki önlemler konusunda, “İşte bir polis devleti tam da buna benzer” açıklamasında bulunmuştur.

2 Nisan 2020 (II)

  • Guardian gazetesi 2018 yılında bile şöyle yazıyordu: “Kirlilik ve grip, akciğer hastalıklarında hızlı bir yükselişe yol açıyor”. Solunum yolları hastalıklarındaki tırmanışın hastane acil servisleri üzerinde oluşturduğu baskıdan duyulan endişeye bir de uzman doktor eksikliği eklenmiştir.
  • Mikrobiyoloji, viroloji ve enfeksiyon epidemiyolojisi uzmanı Profesör Martin Haditsch, Kovid-19 önlemlerini şiddetle eleştiriyor. Bunlar “tümüyle temelsiz” olup “sağduyulu muhakemeyi ve etik ilkeleri ayaklar altına almaktadır”.
  • Almanya’daki bakımevlerinin temsilcileri bile şimdi kısıtlayıcı önlemlerden ve Kovid-19 ile ilgili uygunsuz medya haberlerinden yakınıyor.
  • Kuzey İtalya’daki Treviso kentinden (Venedik yakınında) gelen rakamlar, Mart ayı sonuna kadar olan 109 pozitif-testli ölüme rağmen, belediye hastanelerindeki toplam ölüm sayısının önceki yıllarla kabaca aynı kaldığını gösteriyor. Bu ise bazı yerlerde geçici olarak yükselmiş olan ölüm sayılarının, tek başına korona virüsünden kaynaklamaktan çok, olasılıkla panik ve çöküş gibi dış etkenlere bağlı olduğunun ek bir göstergesidir.
  • Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nden ve dünyanın önde gelen virolog ve grip uzmanlarından Profesör John Oxford, Kovid-19 ile ilgili şu sonuca varmıştır: “Kişisel olarak, en iyi tavsiyenin TV haberlerini izlemeye daha az zaman ayırmak olduğunu söyleyebilirim, onlar sansasyonel ve pek iyi değil. Bana göre, bu Kovid-19 salgını, kötü bir kış gribi salgınından farksız.
  • Geçen yıl bu durumda ‘riskli’ gruplarda 8.000 ölüm yaşamıştık. Yani %65’ten fazlasının kalp vb. hastalığı bulunan gruplarda. Mevcut Kovid-19’un bu rakamı aşacağını tahmin etmiyorum. Bir medya salgınından muzdaribiz!”

1 Nisan 2020

İtalya’daki Duruma Dair

İtalyan doktorlar, geçtiğimiz yılın sonunda İtalya’nın kuzeyinde ciddi zatürre vakalarına rastlamış olduklarını bildirmişlerdir. Buna rağmen, genetik analizler şu anda Kovid-19 virüsünün İtalya’da sadece bu yılın Ocak ayında ortaya çıktığını gösteriyor. Bir viroloğa göre, “Bu yüzden İtalya’da Kasım ve Aralık aylarında tanısı konulan ciddi zatürre vakalarının başka bir patojenden kaynaklanmış olması gerekir.” Bu ise yine, Kovid-19 virüsünün veya diğer etkenlerin İtalya’da yaşananlarda gerçekten nasıl bir rol oynadığı sorusunu ortaya getirmektedir.

30 Mart’ta, “Korona krizi sırasında” ölen ve çoğunun yaşı 90’a yakın olup bu krizde hiç aktif göreve katılmamış İtalyan doktorların listesinden söz etmiştik. Bugün, listedeki tüm doğum tarihleri kaldırılmış durumdadır, (yine de listenin son arşiv versiyonu burada görülüyor). Garip bir süreç.

İtalya’daki, açıkçası bir virüsten çok daha fazlasından kaynaklanan, çarpıcı duruma ilişkin daha çok ayrıntı veren bir gözlemciden aşağıdaki mesajı da almış bulunuyoruz:

“Son haftalarda, İtalya’da bakıma muhtaç insanları destekleyen ve 7/24 çalışan doğu Avrupalı hemşirelerin çoğu telaşla ülkeyi terketti. Bu durumda “acil durum yönetimi” ‘nin panik salması, sokağa çıkma yasakları ve sınır kapatma tehditlerinin etkisi hiç de azımsanamaz. Sonuç olarak, kiminin akrabası bile bulunmayan bakıma muhtaç yaşlılar ve engelliler bakıcıları tarafından çaresiz bırakıldı.

Terkedilmiş bu insanların çoğu bir kaç gün sonra, farklı nedenlerle su kaybettikleri için kendilerini yıllardır sürekli aşırı yük altında çalışan hastanelerde buldular. Hastaneler ise ne yazık ki, okullar ve anaokulları kapatılmış olduğu için apartman dairelerinde kapalı kalan çocuklarına bakmak zorunda olan personelden de mahrum kaldı. Bu da özellikle daha sıkı “önlemler” ‘in zorunlu kılındığı bölgelerde engelli ve yaşlı bakımının tamamen çökmesine ve kaotik koşullara yol açtı.

Hastanelerde bakım konusundaki paniğin neden olduğu bu acil durum, bakıma muhtaç olanlar ve gittikçe de daha genç hastalar arasında geçici olarak birçok ölüme yol açtı. Bu ölümler ise dizi dizi askeri kamyon ve tabut fotoğraflarıyla, örneğin “475 ölüm daha”, “Ölüler hastanelerden ordu tarafından alınıyor” diye haber yapan medyada ve sorumlular arasında daha da fazla panik yaratılmasına hizmet etti.

Bu durum, cenaze işleri görevlilerinin “öldürücü virüs” korkusunun ve bu nedenle hizmet vermeyi reddetmesinin bir sonucuydu. Dahası, bir taraftan aynı anda çok fazla ölüm olurken, diğer taraftan da hükümet korona virüslü cesetlerin yakılmasını zorunlu tutan bir yasa geçirdi. Katolik İtalya’da geçmişte çok az sayıda ölü yakma uygulaması yapılmıştı. Bu yüzden az sayıdaki küçük krematoryumların hemen kapasiteleri doldu. Bu nedenle ölülerin farklı kiliselerde gömülmesi gerekti.

Aslında, bu gelişmeler tüm ülkelerde aynıdır. Fakat sağlık sisteminin niteliği yaşananlarda önemli bir etkiye sahiptir. İşte bu yüzden Almanya, Avusturya veya İsviçre’de İtalya, İspanya veya ABD’ye göre daha az sorun vardır. Buna karşın, resmi rakamlarda görülebileceği gibi, ölüm oranlarında önemli bir artış olmayıp yalnızca bu trajediden kaynaklanan bir doruk olmuştur.”

ABD, Almanya ve İsviçre’deki Hastanelerin Durumu
  • Amerikan televizyon kanalı CBS, New York’taki mevcut duruma ait bir haberinde bir İtalyan yoğun bakım ünitesinden görüntüler kullanırken yakalandı. Gerçekte, yurttaş gazeteciliği yapanların çektiği düzinelerce görüntüde ABD’nin Doğu Yakası’nda ve Batı Yakası’ndaki hastanelerin şu sıralarda çok sakin olduğu görülüyor. Medyada öne çıkarılan “soğutmalı ceset kamyonları” bile kullanılmadan boş durmaktadır.
  • Medya raporlarının aksine, Almanya’daki yoğun bakım ünitelerinin kayıtları da doluluk oranlarında artış göstermiyor. Yurttaş gazeteciliği yapanlar Berlin’deki kliniklerde tümüyle terkedilmiş Kovid-19 kabul merkezlerini ziyaret etmişlerdir. Münih’teki bir klinik çalışanı, “haftalardır dalganın vurmasını” beklediklerini, ama “hasta sayısında bir artış olmadığını” belirtmiş, politikacıların açıklamalarının kendi yaşadıkları deneyimle örtüşmediğini ve “öldürücü virüs efsanesi” ‘nin “teyit edilmediği” ‘ni söylemiştir.
  • İsviçre’deki kliniklerde de şu ana kadar doluluk oranında bir artış gözlenmemektedir. Lüzern’deki kanton hastanesine giden bir ziyaretçi “normal zamankinden daha az aktivite” olduğunu belirtmiştir. Kliniğin bazı katları tümüyle Kovid-19 için kapatılmışsa da çalışanlar “hala hastaların gelmesini bekliyor” demiştir. Bern, Bazel, Zug ve Zürih’teki hastaneler de “boşaltılıp hazırlanmıştır”. Ticino’da (Çev. Notu: İsviçre’nin İtalyan kesiminde bulunan) bile, yoğun bakım üniteleri kapasitelerinin altında çalışırken, hastalar şimdi İsviçre’nin Alman kesiminde bulunan birimlere gönderilmektedir. Bu durum tıbbi bir bakış açısından hiç anlamlı değildir.
Diğer Tıbbi Notlar
  • Hamburg Üniversitesi Tıp Merkezi yöneticisi Dr. Ansgar Lohse, sokağa çıkma yasağı ve temas yasaklarının acilen kaldırılmasını talep ediyor. Daha fazla insanın korona ile enfekte olması gerektiğini savunuyor. Anaokulları ve okullar en kısa zamanda açılmalıdır ki çocuklar ve ebeveynleri korona virüsüyle enfeksiyon yoluyla bağışıklık geliştirebilsinler. Doktor Lohse, katı önlemlerin devam ettirilmesinin can kayıplarına da neden olabilecek bir ekonomik krize yol açacağını belirtmiştir.
  • İspanya’da testleri pozitif çıkan kişilerin %15’i doktor ve hemşirelerdir. Çoğunda belirti olmasa da karantina altına alınmaları gerekmekte, bu da İspanyol sağlık sisteminin çökmesine yol açmaktadır.
  • Patoloji dalında çalışan Emeritus Profesör Dr. John Lee, İngiliz yayın organı Spectator’daki son derece yanıltıcı “korona ölümleri” tanımlaması ve iletişimi konusunda yazıyor.
  • Çevresel toksikoloji dalında doktora sahibi bir uzman tarafından yorumlanmış Norveç’ten gelen en son veriler de yine – bir salgın durumunda bekleneceği gibi – testleri pozitif çıkan kişi oranlarının artmadığını, fakat korona virüsleri için geçerli normal aralık olan %2 ile %10 arasında değiştiğini gösteriyor. Testleri pozitif olup ölenlerin yaş ortalaması 84 olup, ölüm nedenleri halka açıklanmamıştır, ölüm oranlarında da fazlalık yoktur.
  • Şu ana kadar (Japonya veya Güney Kore gibi Asya ülkeleriyle benzer biçimde) radikal önlemler olmadan idare etmiş olan ve ölüm oranlarında artış bildirmeyen İsveç, stratejisini değiştirmesi için uluslararası medya tarafından dikkat çekici bir biçimde baskıya uğramaktadır.
  • New York Eyaleti’nden gelen veriler, testleri pozitif çıkan bireylerin hastanede tedaviye alınma oranının başlangıçta varsayılana göre yirmi kattan daha düşük olduğunu gösteriyor.
  • Tıp uzmanları portalı DocCheck’te yer alan bir makale, “Testleri pozitif çıkan hastaların suni solunum sorunu” ’nu ele almıştır. Resmi öneri, korona virüsünün havanın strerilizasyonu (mikroplardan arındırma) için kullanılan aerozollerle (havada asılı kalan çok küçük tanecikler) yayılmasını önlemek dahil farklı nedenler yüzünden, testleri pozitif çıkan hastalara maskeyle basit suni solunum yapılmaması yönündedir. Bu nedenle, testleri pozitif çıkan yoğun bakım hastaları çoğunlukla doğrudan entübe (tüp/hortum yerleştirilmesi) edilmektedir. Buna karşın, entübasyonun başarı oranı düşüktür ve çoğunlukla genelde akciğerlerde (suni solunum cihazı-kaynaklı akciğer hasarı diye tabir edilen) ilave hasarlara yol açar. İlaçlarla ilgili olarak da hastalara daha yumuşak bir tedavi uygulanmasının tıbbi olarak daha mantıklı olup olmadığı sorusu da ortaya çıkmaktadır.
Politik Gelişmelere Dair
  • Bir Alman devlet bakanı, halka şu çağrıda bulunmuştur: “Uyanık olun ve korona salgınını sınırlamaya yönelik kuralları çiğneyenleri polise ihbar edin”. “Hevesle ihbar edilenler” örneğin “grup olarak dolaşanlar, oyun bahçelerindeki çocuklar, partiler” ve yürüyüşçülerdir.
  • Alman anayasa hukuku uzmanları “temel haklara ciddi tecavüzler olduğu” konusunda alarm vermektedir. Anayasa hukuku uzmanı Hans Michael Heinig, “demokratik anayasal devletin birden bire faşist-isterik bir hijyen devletine dönebileceği” uyarısında bulunuyor. Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nden Profesör Christoph Möllers’e göre, enfeksiyondan korunma yasası, “yurttaşların özgürlük hakkına yönelik bu denli uzun boylu kısıtlamalara temel oluşturmak için kullanılamaz”. Alman Federal Anayasa Mahkemesi eski başkanı Hans Jürgen Papier’e göre, “Acil durum önlemleri otoriter bir gözetleme devleti yararına sivil özgürlüklerin askıya alınmasını haklı kılmaz”.
  • Birçok ülkede sokağa çıkma yasaklarına ve temel haklara yapılan diğer tecavüzlere son verilmesi için “online” imza kampanyaları başlatılmıştır. Aynı zamanda, eleştirel videolarla sunulan katkılar, doktorlar tarafından yapılmış bile olsa, gittikçe daha fazla silinmektedir. Berlin’de, Alman anayasasının savunulduğu “temel haklar” konulu izinli bir etkinlik, polis tarafından dağıtılmıştır.

31 Mart 2020 (I)

Dr. Richard Capek ve diğer araştırmacılar, şu ana kadar incelenen tüm ülkelerde, testleri pozitif çıkmış insan sayısının, yapılmış test sayısına oranının sabit kalmaya devam ettiğini zaten göstermiştir. Bu ise virüsün eksponansiyel yayılımı (“salgın”) olduğunun aksini ve yalnızca yapılan test sayısındaki eksponansiyel bir artışı göstermektedir.

Ülkesine bağlı olarak, testleri pozitif çıkan bireylerin oranı, korona virüslerinin her zamanki yayılımına denk düşen, %5 ile 15 arasındadır. İlginçtir ki sabit sayısal değerler yetkililer ve medya tarafından aktif olarak halka iletilmemekte (veya ortadan bile kaldırılmaktadır). Bunun yerine, ilgisi olmayan ve yanıltıcı eksponansiyel eğriler herhangi bir bağlam olmaksızın gösterilmektedir.

Bu tür davranışlar; Almanya’daki Robert Koch Enstitüsü’nün geleneksel grip raporuna kısaca göz atıldığında açıkça anlaşılacağı gibi (bkz. s. 30, alttaki grafik), tabii ki profesyonel tıp standartlarına uymamaktadır. Bu grafikte, tanı adedine ek olarak (sağda), alınan örneklerin sayısı (solda, gri çubuklar) ve pozitif çıkma oranı (solda, mavi eğri) gösterilmektedir.

Bu grafik, bir grip mevsiminde alınan örneklerde, pozitif çıkma oranının 0’dan %10’a oradan da %80’e kadar yükseldiğini ve birkaç hafta sonra da normal değere düştüğünü göstermektedir. Kovid-19 testleri bununla karşılaştırıldığında, normal aralıkta kalan sabit bir “pozitif çıkma oranı” gösteriyor (bkz. en alttaki grafik).

Sol: alınan örneklerin sayısı ve pozitif çıkma oranı; Sağ: Tanı sayısı (RKI, 2017)

 Örnek olarak ABD verileri kullanılmış olan “Kovid19-pozitif oranı” (Dr. Richard Capek).
Bu oran, şu anda “örneklerin sayısına ait verileri” mevcut olan tüm diğer ülkeler için de benzer şekilde geçerlidir.

Kovid19-pozitif oranı (Dr. Richard Capek, ABD verileri)

31 Mart 2020 (II)

  • Avrupa izleme verilerinin grafik bir analizi etkileyici bir biçimde şunu göstermiştir: Avrupa çapında genel ölüm sayıları, alınan önlemlerden bağımsız olarak, 25 Mart gününe kadar normal aralıkta veya altında, çoğunlukla da önemli ölçüde önceki yıllardaki düzeylerin altında kalmıştır. Yalnızca İtalya’da (65+) genel ölüm oranı bir miktar (olasılıkla birkaç nedenden dolayı) artmıştı, ama hala bir önceki grip mevsiminden daha düşüktü.
  • Alman Robert Koch Enstitüsü başkanı, daha önceden var olan koşulların ve gerçek ölüm nedenlerinin sözde “korona ölümleri” tanımında bir rol oynamadığını yeniden teyit etmiştir. Tıbbi açıdan, böyle bir tanımlama açıkça yanıltıcıdır. Beklenen ve genel olarak bilinen etkisi ise siyasete ve topluma korku aşılamaktır.
  • İtalya’da durum şimdi sakinleşmeye başlıyor. Bilindiği kadarıyla, geçici olarak artan ölüm oranları (65+) çoğunlukla kitlesel panik ve sağlık hizmetlerinde bir çöküşle beraber gelen, daha ziyade yerel etkilerdir. Kuzey İtalya’dan bir politikacı örneğin şunu sormaktadır, “Brescia’daki Kovid hastaları Verona yakınlarındaki yoğun bakım yataklarının üçte ikisi boş dururken nasıl olup da Almanya’ya taşınmıştır?”
  • Avrupa Klinik Araştırmalar Dergisi’nde (European Journal of Clinical Investigation) yayınlanan bir makalede, Stanford tıp profesörü John C. Ioannidis “abartılan bilgilerin ve kanıta-dayalı-olmayan önlemlerin verdiği zararları” eleştirmektedir. Başlangıçta dergiler bile kuşkulu iddialar yayınlamıştır.
  • Mart ayı başında Çin Epidemiyoloji Dergisi’nde yayınlanan ve Kovid-19 virüs testlerinin güvenilir olmadığını (belirti göstermeyen hastalardaki yaklaşık %50 oranında hatalı-pozitif sonuçları) gösteren, Çin’de yapılmış bir araştırma sonradan yayından geri çekilmiştir. Bir NPR muhabirine göre, bu çalışmanın, bir tıp fakültesinin dekanı olan başyazarı, yayından çekilme olayının nedenini açıklamak istememiş, siyasi baskıya işaret edebilecek bir deyişle “hassas bir konu” demiştir. Halbuki, bu çalışmadan bağımsız olarak, PCR diye bilinen virüs testlerinin güvenilir olmadığı zaten uzun zamandır bilinmekteydi: Örneğin 2006’da, Kanada’daki bir bakımevinde kitlesel bir enfeksiyona yol açan SARS korona virüslerine “rastlanmış”, daha sonra ise (risk grupları için yine ölümcül olabilecek) adi soğuk algınlığı korona virüsleri olduğu ortaya çıkmıştı.
  • Alman Risk Yönetimi Ağı RiskNET yazarları, bir Kovid-19 analizinde bir ”kör uçuş” ‘tan ve “veri kompetansında ve veri etiğinde yetersizlik” ‘ten söz ediyorlar. Gittikçe daha fazla sayıda test ve önlemler yerine temsil edici özellikte bir örnek gereklidir. Alınan önlemlerin “anlamı ve oranı” eleştirel biçimde sorgulanmak zorundadır.
  • Uluslararası üne sahip Arjantinli-Fransız virolog Pablo Goldschmidt ile yapılan İspanyolca bir söyleşi Almancaya çevrilmiştir. Goldschmidt dayatılan önlemlerin tıbbi açıdan ters etki yaptığı görüşünde olup, “totaliterliğin kökenleri” ‘nin kavranması için şu anda “Hannah Arendt okunmalı” diyor.
  • Macar Başbakanı Viktor Orban, kendisinden önce gelmiş diğer başbakanlar ve cumhurbaşkanları gibi, Macar Parlamentosu’nu şu anda bir “acil durum yasası” ile büyük ölçüde güçsüzleştirmiş olup, ülkeyi kararnamelerle yönetiyor.

Mart 2020’den güncellemeler →


Bunu üzerinde paylaş: Twitter / Facebook

WordPress.com.

Up ↑